23 Nisan 2018 Pazartesi

Arada

Bazen sadece gitmek istiyorum. Nereyesi, nasılı, ne zamanı önemsiz. Gitmek. Yol. Rotasız ve sadece rüzgar eşliğinde.
Bazen de kalmak istiyorum. Alışkanlıklarım ve anılarım ile güvenli, sıcak yuvamda. Özlem duygusunun keskin dokunuşunu yaşamak istemiyorum.
Aradayım.
Boşluktayım.
Hem çok doluyum, taşıyorum.
Hem de eksiğim, paramparça.
Ve arada kalanlar belirsizlikte kaybolurmuş. Yönsüz, rotasız ve kayıp.

Gitmek ya da kalmak.

Bilinmezliğin kalbine giden bir yolculukta kendi benliğimi keşfetmek istiyorum. İçimdeki derinliği görmek, açılmamış kapıları aralamak ve içimde saklı "ben" ile tanışmak. Gitmek. Yolda olmak. Özgürlük, umursamaz bir tavır ve biraz da cesaret. Tavırlar değişir, görüşler evrilir ve hisler derinleşir. Evet, gitmem lazım.

Fakat içimde bir minik, narin ses var "kal" diyen. Carpe diem diye fısıldayan. Acelen ne, zamana ayak uydur diye paylayan. Anılarımı bir silah gibi doğrultmuş bana. Ne zaman gülümsediğim anılar bende hüzün yaratır oldu? Ne zaman sığınağım olan sevecen geçmişim, bir büyük kaygı oldu? Ve kalmak istediğimde, içimdeki "git" diyen derin arzuyu nasıl bastırabilirim ki...

Aradayım. Her seçim bir vazgeçiştir. Özlem, kalbimde derin bir yara açıyor. Bu hissi kalbimden çıkarıp atmak istiyorum; arkada bıraktığım yara bir gün iyileşecek. Gel gör ki asıl soru bu değil. İçimdeki yara geçmişe dair bir özlem mi, yoksa yaşanmamışlıklara duyulan bir acımasız duygu mu? İşte. Mesele. Bu.

30 Mart 2018 Cuma

Sen, Ben ve Kırmızı Papatya

  Beşiktaşa yağmur yağıyor bugün. Halbuki güneş gözlüklerimin ardından bakıyordum, tenime değen güneşe. Hayat bu, aldanmayacaksın güneşe. Bir an neşeli yüzünü döner, bir diğer an gözleri yaşlıdır. Vapurda, kollarının arasında denizi seyrediyorum. Martılar, rutin hayatlarını sürdürüyorlar tepemizde. Özgürler mi emin değilim. Her gün, her an vapurları takip ediyorlar. İstedikleri yere uçabilecekken, vapur motoru sesinin kölesi olmuşlar. Beşiktaş sokaklarında yağmurun sesiyle hızlanan adım sesleri karışmış birbirine. İnsan, doğası gereği aceleyle sığınmaya çalışıyor sıcak bir yere. Kaçma çabasında canım yağmurdan. Islanmıyor, yürümüyor ya da çıkarmıyor tadını. Biz mi? Yağmur birikintilerine atlıyorum, küçük bir çocuk neşesiyle. Başımızda bir şemsiye kubbesi, sağanağın en yoğun olduğu yere sürüyorsun bizi. Çıkıyoruz bu can sıkıcı kubbe altından, ve saçlarımdan yağmur damlaları akıyor üstüme. Belki biraz üşüyoruz, Mart yine yapmış sürprizini. Beklentileri karşılamayan Mart, sıcak gösterip soğuk üflüyor yüzümüze. Sonunda sığınıyoruz, adı olmayan bir kahve evine. Ben sokağa yakın oturmayı severim, duymak isterim doğanın bestesini. Sıcak kahvemi yudumlarken, karşımda yeşil bir ev, evin kaldırımlarında gözlemci bir kedi, kedinin üstünde camdan etrafa bakan bir ihtiyar... Ve beni izleyen gözlerin. Bu minik, değerli ve eşsiz anı zihnine kaydeden sen. "Yokluğunda hatırlayacağım bu anları." 
   Yağmur sakinken, yola devam ediyoruz. Bir yaşlı teyze, renkli çiçeklerin arasında kayıp. Umutsuzca etrafına bakıyor, romantik güllerini ve dostane papatyalarını satmak için. Islanmış. Üşümüş. Yalnız. Bana kırmızı bir papatya alıyorsun, büyük olanlardan. Dünyalar benim oluyor, bu çiçek artık yalnız değil. Evlat edindim onu. Sen, ben ve kırmızı papatyamız. Bir dükkana giriyoruz, sihirli bir asa satıyorlar. Belki de hayal gücümüz onu büyülü kılıyor. Ben bir büyücüyüm; asamla çiçeğimi tanıştırıyorum. Kapıyorum gözlerimi, bir öpücük hissediyorum yanağımda. Asanla yanağımda bir öpücük yarattın; çünkü senin sihrin gerçek. 
   Gençliğimizin verdiği heyecanla son Kadıköy vapuruna koşturuyoruz. Nefes nefese, kahkaha kahkahaya kalmışız. Son koltuklar, cam kenarı tabii ki. Karşıma oturuyorsun. Kız kulesi, ardında batan güneş ve dalgaların sesi. Yüzüne yansımış gün batımı, dalgın bakışların turkuaz dalgalarda...Seni izliyorum. Çikolata kahvesi gözlerinde turuncu ışıltılar, rüzgarla karışmış saçların ve derin bakışların. Biliyorum, gelecekte takılmış zihnin. Henüz yaşamadığımız özlemi düşünüyorsun, daha kalplerimize düşmemiş hasreti hissediyorsun. Sana baktığımı fark ettiğindeyse zihnindeki kara bulutlar dağılıyor. Gülümsüyorsun, dudağının sağ ucu yukarı kıvrılıyor. Soğuk elim, sıcak elinde ısınıyor.
  Kadıköy.. Günü batırdık az önce Haydarpaşa'da. Müziğin kulağımıza çalınıyor Haldun Taner'den geçerken. Yürüyoruz, ıslak zeminde iki çift ayak sesi kalana dek yürüyoruz. Sokak sanatçıları, kahve kokuları ve samimi ruhuyla önümüzde uzanıyor canım Kadıköy'üm. Gece bizim mekandayız. Buraya özgü klasik rock esintileri, boğazımızdan akan renkli içki ve rahatlayan bedenlerimiz. İstemsiz gülüşler, birbirimize olan güvenle çıkmasına izin verdiğimiz sözler ve anın tadını çıkaran iki ruh. Hislerimiz sözlerden saklanabilir, ama bakışlardan kaçamaz. Gözlere yansır neşeyle hüzün. Yalanı yoktur gözlerin, kalplerimizin dürüst yüzü.
  Beraberken tamamlanan, biz olmadan kayıp iki parçayız belki de. 
  

8 Mart 2018 Perşembe

Tek Renkli Gökkuşağı

  "Uçarım ben kendimden bilinmez diyarlara."   -Sena Şener

   Atarım kendimi bu altlardan, üstlere düşerim tepetaklak. Yukarı düşüş başladığında, anlarım aslında düşmek kendimi anlamak için. İlk adım boşluğa atılmalı ve boşluk seni yutmalı, ta ki kendi benliğine düşene dek.

  Karanlığa soyun, üstündeki kılıfı kesip at. Beden dediğin cansız bir kabuktan başka nedir ki? İçindeki renge odaklan, bırak etrafı aydınlatsın. Hiç ruhunun rengini merak ettiğin oldu mu? Derin bir okyanus lacivertidir belki; zehirli sırların yüzdüğü. Ya da yalancı ve sahte bir pembedir; çatlak bir maske misali. Baştan çıkarıcı bir bordoya ne dersin? Fazla mı iddialı? Ürkek yeşil benekler vardır belki ruhunda. Çekingen, utangaç ve yapayalnız.

  Çocukken ruhumuz saydamdı. Her tür rengi içimize katar, çok daha canlı yansıtırdık. Özgürlüğü hisseder, gökyüzü mavisini alırdık. Sevgiyi tüm kalbimizle ve en masum halimizle alır, onu pembeye boyardık. Neşe vardı, katıksız bir mutluluk ve kabına sığamayan bir merak. Hepsini aldık ve gün batımı renkleriyle boyadık ruhumuza. Yeşili fıstık renginden başladık, en koyu tonuna kadar ince ince işledik; onlar farklı deneyimlerimizi simgeledi.

  Ve yıllar ilerledi, ruhumuzda kırışıklıklar çıktı. Hayatımıza girenler ve çıkanlar, bize yeni hisler hediye ettiler. Bazıları yarısı kayıp kalpleriyle geldiler; halbuki tek istedikleri diğer yarımı bulmaktı. Ve öyle insanlar uğradı ki durağımıza, ayrılışları ruhumuzdaki renklerden birçoğunu söndürdü. Ve o güzelim saydam ruh, artık çok daha opak ve homojen bir halde şimdi. Kısıtlı renkler toplanmış;o tek renkten oluşan bir gökkuşağı şimdi.



 

22 Kasım 2017 Çarşamba

bazı benler var, keşfedilmeyi bekleyen.

bazı müzikler var, kalbimin aynası.
       sanki benim yerime konuşuyorlar; bilmediğim bir dilden.
                         nasıl tercüme edeceğimi bilemediğim, antik bir lisan.

bilemiyorum; keşfedilmeyi bekleyen müzikler var oralarda bir yerlerde.
        bir yanım haddinden fazla meraklı bir kaşif; öteki yanım mı? O biraz daha ürkek.
                        "o" müziği bulduğunda, aslında kendisini de bulacak; korkuyor mu? Yüzleşmekten?

aşk gibi. gülümsetiyor.
         hoş bir müzik buluyorsunuz. tanıdık bir tını. kalbinizde atan bir ritim. en derinden.
                  öyle bir melodi ki, istemsizce mutlu ya da hüzünlü; belki de karışımı bir hisse tekabül.

hem yarım. hem eksik. bazen tam, bazense tamam.
         hayat bazenlerin, sonraların ve bir günlerin ardında geçiyor; ne zaman şimdiyi yaşayacağız.
                             eksikler kayıp, bir araya gelemiyor; kendi içlerindeki boşluğu tamamlayamıyorlar.

ve bazı müzikler var, kalbimin pürüzsüz bir aynası.
         bir görebilsem, bir fark edebilsem ne yansıtıyor?
                   bilemiyorum; keşfedilmeyi bekleyen bir ben var oralarda bir yerlerde.




19 Eylül 2017 Salı

10 Eylül 2017 Pazar

Yaşamdan Basamaklar

  Bir merdiven gibiydi yaşam; bazen tepetaklak düşüyorduk, bazense tırmanarak çıkıyorduk. Bu yolda elimizden tutup bizi yukarı çekenler de vardı, tam göğsümüzden iterek aşağı düşürenler de...
  Bazen hep düştüğümüzü hissederiz, sanki merdiven hep yüksek eğimlidir. Ne tutunacak bir dal kalmıştır etrafımızda, ne de yukarı çıkacak bir umut kırıntısı. Her düşüşte canımız daha da acır, kalbimiz yaralarla kaplanır ve ruhumuz derin kesiklerle yarılır. Halbuki kalbi sıcak bir yerde muhafaza etmek lazım, üşümemesi gerekiyor. Ilık duygularla ısıtmalı ve sevgiyle beslemelisin ki umut ve neşeyle yeşersin. Her bir düşüşte soğuyan ve katılaşan kalp, alışılmışın dışındaki ekşi hisler ve yeni deneyimlerle kendine yeni bir şekil bulacaktır.
  Hiç mi gün yüzü görmez bu acımasız merdiven? Hep derin bir karanlığa mı gömülmüştür bu tozlu basamaklar? Bazı basamakları çıkmak zor olabilir, dik yokuşlar ve keskin köşeleri olduğu da bariz. Ancak bazen bir el uzanır yukarıdan, sizi hızla yukarı çeken. Bazen bir gülümseme güneş gibi doğar yukarıda, adımlarınızı sıklaştıran. Ve umut vardır yukarıda, yemyeşil açan. Hayaller uçuyordur gökyüzünde, sevdikleriniz bir gökkuşağı edasıyla renk renk süslemiştir merdivenin sonunu. Belki zordur bu merdiveni tırmanmak, fazlasıyla sabır gerektirir. Sırtınıza normalden birazcık fazla gayret yükleyin. Yanınızda sabır, umut ve azim getirmeyi unutmayın. Sağlam pabuçlar geçirin ki ayağınıza takılmasın çaresiz karanlıklar. Sağlam gözlükler takın ki olaylara her tarafından bakmanızı sağlasın. Kalın ve yünlü bir kazak geçirin üstünüze; öyle ki, hiçbir önyargı ya da kin girmesin içinize. Ve en önemlisi, bu merdivende sizle yürüyecek can dostunızu alın yanınıza: Sevgi. Vefalı bir dosttur Sevgi. Düşerseniz, size insanların gerçek yüzlerinizi görmeniz konusunda yardımcı olur. Sonuçta düştüğünüzde sizi gerçekten seven insanlar kaldıracak ayağa. Yalnızken ya da mutsuzken, Sevgi koşar yardıma. Birkaç dost gönderir size sımsıkı sarılsın diye. Kah şefkatli bir anne, kah koruyup kollayan bir baba ile var olur yanı başınıza. Çıkarken ise, Sevgi sırtınızdan iter var gücüyle. Onun sayesinde bilirsiniz yukarıda sizi bekleyenlerin olduğunu. Karanlık yolunuza ışık, çaresizliğinize ümit ve yalnızlığınıza dost olur.
  Sürekli bir iniş ve çıkış halindeyiz. Hayat bize kara haberler getiriyor bir dönem, yiyorsunuz silleyi bir güzel. Tam acı düşüşten sonra bir daha kalkamam dediğinizde, hayat size yeni birini gönderiyor ayağa kalkmanızda yardımcı olacak. Ve böyle sürüp gidiyor merdiven yolculuğu. İniyor, çıkıyor, düşüyor ve tırmanıyoruz. Her düşüş yeni bir deneyimle sonuçlanıyor. Ancak yanımızda can dostumuz Sevgi olduğu sürece, yıkılmadım ayaktayım diyebiliyoruz sanırım...

20 Ağustos 2017 Pazar

Kör Şarkılar İyi Görürmüş

Ah bu şarkıların gözü kör olsun...
Körmüş gözü
Hülyalara daldıran şarkıların.
Seyahatlere yoldaş,
Hislere tercüman,
Acıya merhem olanların.
Farklı kalplerde,
Tanıdık hisleri bir araya getiren.
Kara anılara,
Işık tutan.
Bir koca boşlukta,
Kendini bulduran.
Eksikliğinde,
Bütün yapan.
Yalnızlığında,
Yandaş olan.
Bilmezdim,
Sevgiyle nefretin,
Tek kalbe sığacağını. 
Bilmezdim,
Yalanla doğrunun,
Bir maskenin iki yüzü olduğunu.
Ve bilmezdim,
Kör şarkıların,
Beni benden iyi gördüğünü.