17 Nisan 2015 Cuma

Klip Gibi Hayat!

   Hayal kurmak gerçekten gerçek dünyadan bir çıkış bileti midir? Yoksa yeni bir dünya yaratmak mıdır?
   Yeniden bir dershane çıkışındayım. Sırtımda bir gülle, kulağımda can dostum kulaklıklarım ve tatlı bahar havası.. Güneş yavaş yavaş batıyor; elleri her markadan poşetlerle yürüyen kadınlar, tek omza atılan sırt çantaları, sabırsız bakışlar, tek elinde sturbucks kahveli gençler, el ele tutuşan çiftler, ağlayan bir bebek ve onu susturmak için ağzına hızla emziği yapıştıran bir anne, sağ köşede her gün aynı saatte gördüğüm domates, biber, patlıcan diye bağıran kadınlar, ana köprüde birkaç kuruş umuduyla kızıl akordiyonunu çalan koyu tenli, yeşil şapkalı adam, yanık bacaklarıyla her gün aynı köşede oturup para dileyen o yaşlı adam ve her gün farklı yüzler, aynı ifadeler.. Bir yandan yürüyor, öbür yandan elime broşür tutturmaya çalışan gence kibarca teşekkür edip, elindekini almadan uzaklaşıyorum.
  Otobüsteyim. Favori yerim olan otobüsün en arkasına gitmeye çalışıyorum fakat kendini yarış pisinde sanan bir otobüs şoförü, sırtımda tüm derslerden en az üç kitapla dolu bir çanta ve ağzına kadar dolup taşmakta olan bir araçta bunu yapmak hiçte kolay bir iş değil. Güç bela en arkaya gidiyorum, tutunacak bir yer buluyorum ve çoğu kimsenin midesinin bulandığı, benimse yapmayı sevdiğim bir iş olan arka camdan geçtiğimiz yolu seyrediyorum..
   Arkamda uzayan yollar, küçülen evler, tahrip olmuş bir doğa ve her bir yeşil parçanın betonlar tarafından katledildiğini görmek. Ağaçlar küçülüyor, binalar uzuyor.. Otobüs bir kenar mahalleye sapıyor ve açık yeşil zeminine alıştığım bu tatlı mahallenin, yıkılmış gecekonduların tuğlalarıyla harap olduğunu görüyorum.. İşte böyle zamanlarda, sevgili bunu okuyup okumadığını bilmediğim okuyucum, gözlerimi yumuyorum. Tekrar açtığımda, geçen yaz gittiğim İtalya'nın Lucca sokaklarında hayal ediyorum kendimi.. Birden o koca koca binalar yerini iri ağaçlara bırakıveriyor..Yemyeşil yollarda bisiklet sürdüğüm anları hatırlıyorum..Tatlı bir yağmur çiseliyor, etrafta çim ve huzurun birbirine karıştığı bir koku.. Ipodumdaki ses son ses olmuş, iki kolumu açarak sürüyorum bisikleti. Düşmeden gitmişim o yolları. Bir de bağırarak söylüyorum o şarkıları; hiç kimse ne der ne düşünür diye umursamadan. Sanırım turist olmanın en iyi yanlarından biri de bu; insanlar sana gülümseyerek bakar ve çılgın turistler işte diye geçirirler içlerinden.. Böyle düşündüklerini yüzlerinden okursunuz çünkü. Kulağımda nostaljik müzikler; hayalleri daha da gerçek kılıyor sanki. Ben böyle o mahalleleri İtalya'nın şirin yollarına dönüştürürken bir bakmışım yarım saatlik yol bitivermiş. Otobüsten inip o kulaklıkları çıkardığım an var ya, hani izlediğiniz bir klip bitince ekran kararır ya öyle oluyor birden işte.. O ekran kararıyor, o Lucca ve güzelim hayaller bitiyor ve ekran açıldığında, gerçek dünya yeniden karşımda.. Her gün kaç klip başlatıp bitiriyor bu müzikler, hiç bilmiyorum.. Fakat bu hissi seviyorum:)

30 Ocak 2015 Cuma

Cenetten Bir Parça

 Keşfettiğim her müzikte yankılanıyor; okuduğum her satırda oradan izler buluyorum.. Yeryüzündeki Cennet hayatımın her anında beni kendisine çekiyor.. Büyülü müziğiyle, eşsiz sözleriyle, ruhumun derinliklerine ve karanlık, gizemli yerlerine senin hayallerinin ışığı vuruyor.. Yeryüzündeki Cennet.. Gizemli, derin, mistik, gerçeklerin uğramadığı yer.. Hayallerin ötesinde, sınırsızlığın kalbinde ve Özgürlüğün yuvasında. Beni kendine çeken nadir müziklerin evi; gerçeklerden kaçanların ve en çılgınların; hayallerini kabına sığdıramayanların cenneti. Gökyüzündeki uçuk mavinin topraklarındaki yeşille dans ettiği yer. Bulutlar beyaz melekler misali kendi etraflarında dönüyor; rüzgar yapraklarla vals yapıyor. Doğanın ruhuna ışık vurmuş; öylesine parlak, öylesine eşsiz. Etrafında yavaşça dönüyor; o döndükçe yapraklar yeşiliyle vedalaşıyor ve sarı bedenlerine bürünüyor. Etraf altın sarısı yapraklarla donatılmış.. Ve Doğanın Ruhu yavaşça dönüyor ve dönüyor.. Etraf pamuk bulutlara özenmiş; bembeyaz oluyor dallar ve kara toprak. Bir ağacın hapşurduğu duyuluyor. Ve doğa eşsiz dansına devam ediyor; o etrafında döndükçe Sanat Eseri'ndeki renkler ve manzara değişiyor; güzelliğine güzellik katıyor. Ancak tema aynı; Burası Ulaşılmaz Yer. Yeryüzünün en uzak noktası; herkese ve her şeye karşı, gizli kalmış define. Yaşadığımız dünyada uğuldayan ve her yeri yerle bir eden Rüzgar'ın uysallaştığı ve narin sesiyle şarkı söylediği yer burası. Doğanın en "saf" haliyle kaldığı; az ileride susuzluğu gidermek için mutluluğun kaynağını gizleyen yer. Ve ağaçların ardında, ormanın derinliklerinde meleklerin gezindiği yer. Burası; Cennetten Bir Parça.

9 Ocak 2015 Cuma

Yağmurlu 1oo. Hayaller

   Ve 1oo. yayınımdan merhaba! Gerçekten bu kadar olmuş mu ya, inanamıyorum:)
İlk yazımı hatırlıyorum; mutluluk hakkındaydı. Etraf mutsuz, şanssız, hayata küsmüş insanlarla kaynıyordu. Herkes kendince mutluluğa giden o "gerçeküstü" yolu arıyor; ancak bir yerden sonra o yollarda kayboluyordu. Herkeste bir umutsuzluk, bir "nasıl mutlu olabilirim ki" halleri.. Etrafımda herkes kayıptı; insanlara mutluluğun yolunu gösteremezdim, ancak en azından öyle bir yolun gerçek olduğunu göstermeyi deneyebilirdim.
  Sonunda bana neşe veren birçok madde yazdım; öyle ki defter köşelerimden taştılar, biriktiler ve sel oldular. Orada burada renkli not kağıtlarından test köşelerine dek her yerde bir çok mutluluk maddesi vardı! Hepsini bulamadıysam da bir çoğunu derledim ve açtığım bu minik blogda yayınladım. Aslında bu blogla ilgili geniş fikirlerim yoktu; öyle sosyal medyada paylaşayım, herkes bilsin, görsün derdinde değildim hiç. En yakınlarım bile bilmezken zaman geçti, günler aylara dönüştü. Ve bir gün; benim yazmamı en çok destekleyen, ruhu edebiyatın tozlu tarihinden kalma dostuma açıldım. Benim için zor bir adımdı; anonimlikten bir İsim olmaya geçmek. Ancak dostumun hoş yorumları beni yazmaya daha da itti. Ve şimdi 1oo. yazımı yazıyorum; sanırım Mutluluk Maddelerine bir de bunu eklemem lazım! :)
   Yazılar yaşamın her yerindeler sanki. Birinci sınıfta çizdiğim komik resimler, ondan sonra gelen komik anı defterleri, dostlarımın bana yazdığı notlar, kendi denemelerimi tutan renkli defterler, komik notlar, tatlı mesajlar, tabii ki eksik olmayan canım kitaplarım, hayatımın büyük çoğunluğunu tatlısıyla acısıyla içeren günlüklerim ve şimdi, lisenin son yılında yazdığım yıllıklar.. Tüm hayatım yazılarla kaplı; hepsini nadide bir eser gibi saklıyorum.. Bazen saatlerce eski günlüklerimde kayboluyor yahut buruşmuş; yazıları silinmeye yüz tutmuş eski notlarımı buluyorum. Yazmak; Mutluluk Maddelerimin en önemlilerinden biri belki de.. İşte size çok özel üç madde daha; benim mutluluk yolum bu üç maddeden geçiyor:
1. Hayata her zaman pozitif bakın! Her düştüğünüzde kalkacak gücü bulun ve en karanlık saatlerin şafak öncesi olduğunu unutmayın. (Victor Hugo)
2. Ne kadar şanslı olduğunuzun bilincinde olun! Siz sıcacık yatağınızda uyurken ve çevrenizde sizi seven dostlarınız varken, dışarıdaki buz gibi soğukta tek başına olan insanları düşünün.
3. Ve sevgi.. Sevin ve sevildiğinizi bilin!  Everybody wants to love, everybody wants to be loved. (Ingrid Michaelson)

Ve daha önce paylaştığım bu parçayı bir kez daha paylaşmak istiyorum; her defasında beni gülümseten bu eşsiz müziği...

   

30 Aralık 2014 Salı

Yeni Yıla Bir Adım:)

  Ve bir seneyi daha ardımızda bıraktık; parlak bir iz olarak.. Geçen sene bu zamanlar çok üzülüyordum 2013'ten ayrılacağım için; hayatımın en güzel senesini nasıl olur da öylece bırakabilirdim? Ve yepyeni bir seneye daha nasıl cesurca adım atabilirdim? Fakat her senenin kendine has sürprizleri vardır ve bu yüzden heyecanlıdır aslında. Yepyeni anılar ve deneyimler, ve tabii ki yeni başlangıçların zamanıdır yılın ilk günü. Ve bir kez daha cesurca gülümsemektir; bu sene öbüründen de güzel olsun diye düşünerek..
  Hayal etmektir; gerçekleşmemiş olanlar gerçek olsun diye..
  Cesur olmaktır; doğru kararlar ve yeni seçimler için..
  Gülümsemektir; hayata karşı; pervasızca ve umursamazca..
  Çılgın olmaktır; herkese ve her şeye karşı.
  Ve yüzünü gökyüzüne kaldırmak ve bağırmaktır: Yaşamak budur işte diye!

Kederlere ve pişmanlıklara bir nokta,
Sevinçlere virgüller koymaktır..
  
   Yeni yıl, herkese gökyüzünden neşe yağdırsın umarım:)

Senenin son şarkısı da bu tatlı düet olsun..:)




 

24 Aralık 2014 Çarşamba

Antika Dükkanında Bir Dev

   Kendinizi hiç antika dükkanında bir dev gibi hissettiğiniz oldu mu? Demek istediğim, aslında her şeyin çok güzel ancak bir o kadar da kırılgan olduğu, tek bir hareketinizle bile herhangi bir şeyin kırılacağı bir dükkan..
    Etrafım çok sevdiğim, ışık saçan, pek değerli antikalarla dolu sanki.. Hepsine büyülenmiş bir şekilde bakıyorum, hepsi birbirinden güzel.. Hiçbirine katiyen zarar vermek istemiyorum; aksine daha da parlamalarını sağlamak istiyorum. Ama ben bir devim, ufacık bir hareketim bile herhangi bir şeyin kırılmasına ve elimden kaymasına yetebilir.. Kollarımı gövdeme yaklaştırıyorum, hislerimi de kalbime.. Ve en önemlisi, pervasız sözcüklerimi içimdeki zindanlara kapatıyorum.. Ne zaman biri hapisten kaçsa minik çaplı bir kaosa neden oluyor..
    Bazen öyle bir ruh haline girersiniz ki, sanki dört duvar üzerinize kapanıyor. Ne onları itebilir, ne de bir kaçış yolu bulabilirsiniz.. Çaresizlik kadar amansız, acımasız, korkunç bir duygu var mıdır acaba. Sanki sizi bir noktaya kadar getiren ne duygu varsa; sevgi, saygı, nefret, kin, özlem, umut, hepsi çaresizliğin açtığı kara delikte yok oluyor. Ne kadar çırpınırsanız o kadar dibe batacağınız bir bataklık gibidir bu his. Derinlere battıkça gözlerinizin önünden kısa anlar geçer: Bembeyaz, göz alıcı bir ışık, ışığın içinde muhteşem bir antika dükkanı ve gülümsemenizi sağlayan küçük anılar. Ve daha derinlere battıkça ışık zayıflar ve zayıflar.. Antika dükkanı soluklaşır, gördüğünüz son görüntü kırık parçalardır. Her yer ve her şey, kırıklarla dolu. Etrafta hayal kırıkları mı var yoksa? Elinizi uzatırsınız, düşen her bir parçayı yakalamaya çalışırsınız, kurtarmayı ve kurtulmayı dilerseniz. Elinizi derin suların içinde gökyüzüne uzatır; okyanusa dönüşen bataklığa bakarsınız son defa. O da ne? Okyanusun masmavi sularında yüzlerce, binlerce parlayan küçük ışık parçacıkları var.. Her taraf ışık parçacıklarıyla çepeçevre. Ve birden anlarsınız; etraf antikaların kırık cam parçacıklarıyla dolu..

         

13 Aralık 2014 Cumartesi

Haftasonu Müziği


       Oh my God I see how everything is torn in the river deep
             And I don't know why I go the way
                  Down by the riverside

AGNES OBEL - RIVERSIDE

11 Aralık 2014 Perşembe

Bağlanmayacaksın...

    Ben daha küçükken okumuştu babam bu dizeleri.. Dünü dünde bırak, yarını yarın düşün.. Bugün sadece "şimdi"yi yaşa... 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin
kalacakmış
gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...


                                                        Can Yücel