1 Eylül 2015 Salı

Penfriend: Meeting With Real Friendship

  First time i try to write in english. My english isn't so good but i try once:) Everyday before go to bed, watch my world map on the wall. And make plans, try to guess which country i ll go first and dream a lot. My first abroad expereince was Africa(Tanzania and Zanzibar Island) and when i taste the feeling of travel, i wanted more.
  In the winter, the times I got bored of studying, i was thinking maybe i cant travel now but at least there must be way to improve my english for preparation to future travels. And english books don't enough for me.
  Those days, my mom has a penfriend from USA. She has gone to USA to see him, and they got along well. After that, i m in interested about penfriends and looked for them on internet. I found a website, wrote about myself shortly and wait the answers in a couple days. I sent some messages to people but they didn't return me. I guess this is because they were living in like Peru, Australia or Madagascar places. Or it might be their last seen was one year ago i don't know:) Anyway, after two or three days somebody sent me and guess where she from? Peru! I was so happy and we ve talked like one or two months. And suddenly the mails have done, i don't know why. Then another stranger mailed me and this time she s from Hong Kong. Belive or not, after one and a half year we are still talking and good friends. Eunice is such a speacial friend for me, because she s the first real penfriend. We supported each other for uni exams and her competions. She s so funny and like make fun of me. Espeacially the time i said my thoughts about food sticks; like "if i would try this, you ll so laugh to me" she was really laughed to me.
  Winter has passed, spring has came. One day somebody else mailed me and this time, she s from Hungary. We mailed, wrote on facebook and whatsapp. I was so suprised found a penfriend just like me. Our hobbies, the things we like or not, viewpoint to people were so similar. A couple time has passed and we started to talk our problems. Give advice each other, and feel like the bond between us tightened. I never forget that one day i look for the films on cinema, then i saw one and my first thought i have to go that film with Panna! And i realize that she is in Hungary after one minute. It was a sad moment. Also i remember that memory; in her birthday, her grandmother asked her where she wants to go she ll buy place ticket for her and she choosed to Turkey for me! That moment i reliazed we are not only penfriends, until now we are real friends.
  And the summer has came. On the july i was excited cause i ll go to Italy. And before this, one week ago another one sent me mail. When i saw where she s from, i shocked. She was a Italian. Only one week left, an Italian girl sent me message. We started to talk and she was so different too. Cause we didnt talk about our daily lifes; we talked about life, art, situations of our countries, religion and the best topic; Philosophia. Sometimes we talked about this to late times of night, and both of us enjoy this conservition. Learn each other thoughts, feelings and viewpoints. Flavia s both of funny and intellectual. Some days we sent voice records and try to teach some words of our languages. It was very fun. And we introduce our bestfriends to each other and they became good friends too.
  I am telling you only that three penfriend cause they are my real friends now. They have no difference from my turkish friends cause if you are good friends, there s no matter where you live, what language you speak or how different your cultures. They weren't only improve my english, they gave me their friendship. I hope one day i have a chance to meet them face to face. They are part of my life, and i m so happy to know them. And now, i realize that travelling is not only go from here to somewhere else. Travelling is learn different cultures, recognize with many viewpoints and meet people from different countries. I traveled to many thoughts and one more time, i realize how much i love travelling..
  P.S : Also start to talk new friend from Hong Kong; Connie. I have a feeling that i ll recognize with great penfriend now, great real friend of future.

Panna's birthday gift for me, she is so cute:)

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Ruhumda Nota İzleri

 Saat gün batımına beş var.. Kumsaldayım, kulaklıklarım bana eşlik ediyor. Soğumaya başlayan kumları hissediyorum. Bir kumsal yürüyüşünün olabilecek en güzel saati. Bir adada olmanın en güzel tarafı sanırım bulunduğunuz yerden başka karanın görünmemesi; denizin kalbinde yer aldığınızı hissetmek. Hele kulağınıza mükemmel bir melodi geliyorsa kendinizi hayal gücünüzün yettiği her yerde hayal edebilirsiniz. Violin ve arp; piyano ve akustik gitarla düet yapıyor. Bir kayaya oturuyorum, gözlerimi yumuyor; müziğin etkisiyle gülümsüyorum. Müthiş bir an. Ne kadar süre geçiyor bilmiyorum; yalnızca müziğin beni mest etmesine izin veriyorum. Beni notalarının esiri yapmasına... Birden biri koluma tık tık yapıyor. Yavaşça gözlerimi açıyorum. Karşımda yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğu var. Elinde bir sepet, arkasında onu izleyen ebeveynler yok.. Burada gezinen bir ada yerlisi belki de. Hafif bir meltemle sarıya kaçan saçları dalgalanıyor. Fakat beni en çok etkileyen o yemyeşil gözleri.. Kocaman açılmış yemyeşil gözler beni izliyor ve birden sesini duyuyorum: "Ne dinliyorsun?" Gülümsüyorum. "Dinlemek ister misin?" Başını sallıyor. Kulaklıklarımı çıkarıp ona takıyorum. Huzurlu müziğimi onunla paylaşıyorum. Birkaç saniye geçiyor ve birden inanılmaz bir şey oluyor: Henüz tanışmış olduğum bu küçük kız, başını denize çeviriyor, gözlerini yumuyor ve...gülümsüyor. Tıpkı benim yaptığım gibi... Yavaşça sağ kulağındaki kulaklığı çıkarıyorum, kulağına yaklaşıyor ve fısıldıyorum: "Şimdi hayal et." Gözler hala kapalı, yüzündeki gülümseme daha da büyüyor. Bir kız çocuğunun sınırsız hayal gücü ve eşsiz müziğin birleşimi mükemmel bir ana denk. Onu izlerken az önce hissettiklerimi onun da hissettiğini fark ediyorum. Bu hareketli bir pop şarkısı ya da hard rock değil. Bu; huzurun melodisi...Ve bu müzik bir ruha daha dokunuyor. Sonunda istemeyerek kulaklığı çıkarıp bana veriyor, usulca ismini soruyor. Adını söylediğimde tırnaklarıyla koluna adını çiziyor. Bana neşeyle eve gider gitmez müziği dinleyeceğini söylüyor. Hayatında dinlediği en huzurlu ve güzel müzik olduğunu... O an söyleyemiyorum o yazının kısa sürede sileneceğini. Ve gün batımında küçük bir kız kumsalda bana veda edip koşuyor, yolun ortasında birden durup bana bakana dek. Yüzüne güneş ışığı vuruyor, gözlerindeki yeşil, pırıltılar saçıyor. Ve son kez gülümsüyor: "Eee, dinlemeye devam etmeyecek misin?"
  Beni bu kadar etkileyen bir müziğin başkalarını da etkileyebileceğini düşünmemiştim. Hele ki küçük bir kızı...Ve sonra anlıyorum. O müzik saftı; tıpkı o kızın ruhu gibi. Bir çocuğun bozulmamış saflığına dokunmuştu müzik. Ben; müziğin esareti altında kalan bir tutsaktım. O ise müziğin büyüsüne kapılmış bir ruh... Ve yollarımız kesişmişti. Adanın çocuğu gibi görünen o minik kızı; tıpkı benim gibi gözlerini yumup gülümseyen yüzünü ve o yemyeşil gözleri hiç unutmayacağım. Belki müzik ona dokunmuştu; fakat o da benim ruhumda izini bırakmıştı...

8 Ağustos 2015 Cumartesi

İnsanlık Barınağı

 Dün, gecenin bir yarısı kapımız çaldı. Açtım, baktım kim var diye bir anda içeri yavru bir köpek girdi; meraklı burnu ve küçüklük heyecanıyla. Bir yandan onu tutmaya çalışıp öbür yandan onu getiren küçük çocuğu dinlemeye çalışıyordum. Çocukcağız onu onlarca köpeklik bir çeteden zor kurtarmış; üzerinde yaralardan ısırık izlerine birçok darbe almış zavallı bir köpek. Tabi kalp bu dayanır mı, aldım kucağıma indim çocukla. Gece yarılarına kadar mamalar sular bulmaktı köpeklerin ulaşamayacağı yerler yaratmaktı bizim ufak çocuğun yavru köpek bakışları atarak migros depolarından koliler bulmasıydı yorucu bir gece geçirdik. Neyse sabaha kadar dursun diye de tasmayla bağladık bu yavruyu. Sabah bir uyandım, aşağı indim ne yaptı bu tüm gece diye bir anda geldi üzerime atladı! Hınzır tasmayı kopardığı gibi gelip üzerime atlıyor... Aldık dünkü koliyi, koyduk hınzırı bagaja, rotayı belirledik Barınağa.. Tabi yavru bu durur mu, ışık kırmızı olduğunda ne yaptı diye bakmak için bagaj kapağını açtığım an sen yollara fırla, ben araba kornaları eşliğinde kucağıma alıp bagaja attığım gibi yeşil yandığı an kendimi arabanın kapısından atayım. Tüm bu aksiyon aynı dakikada oldu valla. Neyse hareketli bir yolculuğun ardından barınağımıza vardık. O güne kadar da hiç barınak görmemişim, merak ediyorum bir yandan da. Tasmadan nefret eden vahşi yavrumuzu ite kaka getirdik barınağa, sonra elden kaçtı haydiii tüm veterinerler, görevliler bizim hınzırn peşinde. Bir yandan da kafeslerde çılgına dönen köpekler aralarına yeni katılan genci tanımaya çalışıyor. Havlamalar, bağırışlar derken bizim hınzır veteriner tarafından yakalandı. Hınzırı son gördüğüm an, veterinerin kollarında adamın burnunu yaladığı andı. Sadece bir saniye göz göze geldik belki; mutlu muydu bilmem. Fakat bir şeyden eminsem bizim orada birkaç gecede bu hale gelen köpeğin bu insanların elinde daha uzun bir ömre sahip olacağı gerçeği. Hınzırı verdikten sonra barınakta hızlı bir gezinti yaptık. İnanır mısınız, barınakta yüz değil iki yüz değil tam iki bin köpek varmış! İki bin can. İki bin sokakta doğan ya da sokağa atılan köpek. Cins cins, sevgi dolu yüzler. Elimi sevmek için kaldırdığımda vuracağımı zannedip başını eğen zavallı varlıklar. O an yaşadığım üzüntüyü tüm kalbimle hissettim. O korku dolu bakışları oluşturan insanlar, yaptıkları insanlık mıydı acaba? Bizim hınzır dışında orada hiç yavru yoktu. Yavruyken göze tatlı görünen tüm köpekler büyüyünce sıcacık yuvalarından buz gibi gerçeğe atılmıştı. Hiç bilmedikleri soğuk, karanlık, aç bir dünyaya. Sordum, bu köpekleri sahipleniyorlar mı diye. Çok az abla dedi. Ayda bir kez iki kez. İki bin köpek. Bir kez iki kez. Belki bir canı kurtardık fakat geriye kalan binlerce can? Soğuk sokaklardan alınıp soğuk parmaklıkların ardına konuldular. Yemek, içecek ve güven için özgürlüklerini kaybettiler. Belki bizim yavrunun bir şansı olur diye avutuyoruz kendimizi, kalan yetişkin köpeklere göre. Belki birileri onu sıcak evlerine davet eder ailenin bir üyesi olsun diye. Ama nereye kadar? Tatlılığını kaybedip bir yetişkin oluncaya kadar mı? Barınaktan alınıp sonunda oraya geri dönmek için mi? Hayır, bir şey kaybeden biri varsa bu köpekler değildir. Köpekler tatlılığını değil, insanlar insanlığını kaybediyorlar...

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Hayat Yolcuları

   Kerouac der ki; "The only people for me are the mad ones, the ones who are mad to live, mad to talk, mad to be saved, desirous of everything at the same time."
    Bu insan cebinde azıcık bir parayla sırf otostop yaparak Amerika'yı baştan başa katetmiş bir adam. Parası bittiğinde günlük işler yapar, sonraki gün o parayla gezmeye devam eder. Ve tüm bu yolculuk boyunca yaşadıklarını yazarak kitap haline getirmiş harika bir yazar.  O, insanların kendileri için çizdikleri sınırlardan farklı olarak o sınırları aşmış bir adam. O, kitabını elinizde kaleminiz olmadan okuyamayacağınız biri. Altını çizecek harika cümleleri olan bir yazar. Anı dibine kadar yaşayan bir gezgin!
   Neden hayatımızın şoförü olmaya çalışıyoruz? Kontrolün hep elimizde olması, sapacağımız her yolu en ayrıntısına kadar bilmemiz mi gerekiyor? Hayır. Şoför olmayı bırakın ve sadece bir yolcu olun. Hayatımızın bir yolcusu.. Kimlerle tanışacağımız, nereye gideceğimiz, hangi yoldan ilerleyeceğimiz her şey ve herkes yolun getirdiği bir gizem ve sürpriz olsun. Her bir kişi sizi farklı bir renkle tanıştırsın. Her yolculuk hayata farklı bir deneyim katsın. Daha önce yüzlerce kez izlediğiniz ve her bir sahnesini bildiğiniz filmi izlemek yerine, yepyeni ve gizem dolu bir film izleyin. Şaşırın. Her yolun sonunda ışık vardır demiyorum; fakat olup olmadığını öğrenmenin tek bir yolu var... 
                                                                    Stop Being Driver, Be Passenger!
   

28 Temmuz 2015 Salı

Kaymayan Yıldızlar

 Lisenin ilk gününü hiç unutmuyorum. Kocaman bir kalabalık, küçük Silivricikte herkes birbirini tanıyor, çoğu insan birbirinin ilkokul arkadaşı. Bir ben kalabalığın içinde yalnız başıma yürüyor, kendi sınıfımın sırasını arıyorum.
 Sınıfa girdim, arkalarda bir sıraya iliştim. İlk zamanlar sessiz sakin geçerken bir baktım en ön sırada bir kızın yanı boş, bir cesaret o kızın yanına oturdum. Arka sırada da dünya tatlısı bir çocuk var. "Selam" dedim. Gülümseyerek "selam" dediler. Şimdi anlıyorum ki lise boyu sürecek kadim dostluğumuzu selamlamışım.
  Birkaç ay geçti. Sınıfa utangaç bir kız geldi etrafını masum masum süzen. Kolundan tuttuğum gibi arkadaşımla oturduğum sıramıza aldım onu üçüncü kişi olarak. Ve minik grubumuza bir üye daha katıldı. Son üyeyi de ikinci senemizde bulduk.
  Ve bir lise macerası başladı...Her sabah uyanıp da acaba bugün nasıl bir macera beni bekliyor diye düşündüğünüz oldu mu? Her sabah sınıfın kapısını gülümseyerek açıp, çıkışta uzun bir süre görmeyecek gibi dostlarınıza sarıldınız mı? Eğer dışarı paltosuz çıkarsanız sözlü notlarınızı düşürürüm diyen hocalarınız var mıydı? Çimlerde yuvarlandık, geceyi konserlerde ertesi sabahı sınavlarda geçirdik, koridorlarda dans ettik, kantinlerde pasta savaşları yapıp gecenin bir yarısı okul koridorlarında birbirimizi korkuttuk. Her şeyden ötesi, ömür boyu kaybetmeyeceğimiz dostlar kazandık. Gruplaşma nedir bilmeyen insanların arasında kendimiz olduk; bizi biz olduğumuz için seven sıcak kalplerle ısındık. Mezuniyet gecesi bittiğinde arkama bakıp bana bu güzel dört yılı veren okuluma baktım. Hayatıma ne çok renk, ne çok mutluluk kattın be lise. Sen ileride torunlarıma anlatacağım hikayelerin kaynağı olacaksın. En büyük "iyiki"lerimin kaynağı..Teşekkür ederim.
 Ve şimdi, lise biterken ve minik grubumuzun her üyesine farklı bir yol gözükürken, aramızdaki bağları düğümleyip yollarımızı kesiştirecek yeni yollar arıyoruz. Sanki karanlık bir odada gözüken bembeyaz bir yolda ilerliyoruz; her bir adımda karanlık azalıyor. Her bir adım, her bir seçim karanlığın içinde parıldayan yeni yıldızlar demek.
  Eski fotoğraflara bakıp hüzünlenmek yerine neden hüzünlenecek yeni fotoğraflar yaratmayalım ki? Evet, bir daha beraber kep atamayacağız. Evet, bir daha mezuniyet balosunda boğaza karşı bardaklarımızı tokuşturup sonsuza kadar dostuz diyemeyeceğiz. Ama biz birbirimize ömür boyu ağlayacak omuzlar hediye ettik. Gözyaşlarımızı paylaştık. En kötü anlarda birbirimizden güç aldık, dostluğumuz dayanmak için güç verdi, kahkahalarımız anıları ölümsüzleştirdi.
   Ve o an geldiğinde, karanlığın içindeki yol göründüğünde, ilk adımı atmamız için cesaretlendirdik birbirimizi. Çünkü bazı yıldızlar vardır ; o adımı ileri de geri de atsanız ömür boyu parıldayacak, size yol gösterecek olan.. Sakın o yıldızların kaymasına izin vermeyin...

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Money For Nothing

Uzun zamandır hiç müzik paylaşmadığımı fark ettim; aylardan sonra ilk parça Dire Straits'ten Money For Nothing ...


14 Temmuz 2015 Salı

Kopuk Bağ

  Bazen daha güçlü ipleri bağlamak için, zayıfları koparmak gerekiyor. Hayat boyu tüm gücünüzle çoktan kopmuş olan iki ucu iki elinizle tutmaya çalışırsınız. Fakat öyle bir an gelir ki, siz o ucu bırakmazsınız; o sizin elinizden kayıp gider...
  Yardım istemeyen kişiler için yardımcı olmak adına her şeyi yapıyoruz, bize çoktan sevgisi tükenenler için kendi sevgimizi tüketiyoruz, anlamayanlar için yeni anlamlar üretiyoruz, o bağın kopmaması için savaşıyoruz..Acı gerçeğe karşı verilen bir savaş.. Bizim için savaşmaktan vazgeçenler için yapılan bir savaş..
  Sanırım bazen tek yapmamız gereken; ne zaman iki ucu sımsıkı tutmamız gerektiğini bilmek gibi ne zaman bırakmak gerektiğini de bilmek..