30 Ekim 2018 Salı

Complicated Mass of Humanity


Then you'll you'll discover quite quickly how extraordinary a life was meant to be, could be
And it's, it's just we get so messy, it's not that we are doing lots of wrong things, our mind is so messy
We don't keep it simple
And we end up making the life that we are living, so in-ordinarily complicated
Completely unnecessarily, and it's such a shame to end up feeling, in a real muddle, while actually, you ought to be having the time of your lives

It doesn't actually take very much to make the deepest part of us incredibly happy
You know?
Just to be here, just to appreciate
Appreciate being here
To feel that you're alive
To be in touch with your heart
That's it
That's it

It takes mindfulness to come to a human life
And then above that, it takes mindfulness and virtue, to come to a fortunate human life
Why can't we do it?
And yet the world is creaking under the strain of this in-ordinarily complicated mass of humanity and actually you know, it's really simple 

Burgs-Mt. Wolf


11 Ekim 2018 Perşembe

2611 km

2611 km.

There I was, sitting on the roof of the world
There I was, there I was
Not knowing how I got there
Or how to leave
Everyone says I was lucky to have got there
As not many can
Truth be told I was saved
By the love, of a good man
Who came and got me
And brought me down
From on up there
And I'd be lying if I didn't say
 I missed it now and then
But I have no wish to go back there 
                                                   (Dido)

2611 km.

2 Ekim 2018 Salı

Özlem denilen boktan his

  Özlem bazen çok boktan bir his. Dünyanın tüm pis, kokuşmuş ve kötü yanlarına karşı koymanın en etkili yolu, sevdiğinin sımsıkı sardığı kollarının arasında o sıcak sevgiye tutunmaktır aslında. O tanıdık kokusunu içine çekmek, derin sesini dinlemek ve kalp atışını hissetmek.
  Bedenler birbirinden uzak kalsa da kalpler arasına mesafe girmez. Aynı anda atıp, aynı hissi mesafeler ötesinden yaşarlar.
  Mantık ile duygu arasındaki ezeli rekabet; siz birbirinizin kayıp kardeşisiniz. Aynı hikayeyi farklı üsluplarla anlatıyorsunuz. Ne kadar zıt görünseniz de bir araya gelince mükemmel bir gri meydana getiriyorsunuz. Fakat, konuşma tarzınız, aldığınız kararlar, kişiliğiniz bir farklı görünüyor dışarıdan bakınca. Eh, bu da bir ön yargı işte. Kırılması gereken, bozuk bir yargı. Mantığı erkek, duyguyu kadın düşünürüz. Halbuki hiç bilmeyiz ne güçlü kadınlar vardır, duygularını bir kutuya kilitleyip en zorlu kararları mantığı ile alan. Ve hislerini öyle yoğun yaşayan adamlar vardır ki, kalbini açıp duygularını özgür bırakan. Mantık güçlüdür, duygu zayıf. Mantık gerçektir, duygu yalan. Mantık doğrudur, duygu yalan. Hep bu tarz kelimeleri yaşama saldılar, uçsun ve insanların içlerinde yer edinsinler diye. Bu yüzden erkekler duygularını sakladı, kadınlar mantıktan ırak olmakla yaftalandı. Gerçek ise bundan biraz farklıydı. Aslında mantık ile duygu, uzlaşmacı bir ilişkiye sahipti. Bu bir denge meselesi. Zaman gelir, duygularına kulak verirsin. Aşk nefreti alıp gelir, özlem güvensizliğe bakış atar. Zaman geçer, mantığı dinlersin. Kalbine kulak vermeden aldığın her karar, hayatına karanlık bulut olup çöker. Denge kurmak lazım. Her ikisi arasında ince bir ipten geçecek, riskli bir oyun oynayacaksın. Bir yöne fazla ilerlediğinde denge bozulacak, düşeceksin. Ortada kalmak lazım bazen. Ama, insanız, zayıfız, yapamayız.

Zor.
Çok zor.
Özlem boktan bir his.
İpin karanlık tarafına yürüdüm, ve düştüm.

10 Eylül 2018 Pazartesi

R E A D

L I V E 
L A U G H
S M I L E
T R A V E L
F O R G I V E

S A Y   S O R R Y
S A Y   T H A N K Y O U
S A Y   I   L O V E   Y O U

E X P E R I E N C E
R E M E M B E R
E N J O Y

 L E T  I T  G O 
L E T  I T  B E

R E S P E C T
L I S T E N
S P E A K
L O O K

F E E L
W R I T E
L E A R N

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Ceviz Ağacı


Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, 
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.


Nazım Hikmet

Öz

  Bu ara düşüncelerim, Virginia Satir'inkiler ile tanıştı. Kendisinin özlemler hakkında çok ilginç fikirleri var. Hepimiz evrensel özlemlere sahibiz. Bu özlemler, hayatımıza yön veren seçimlerin de temelini oluşturuyor aslında. Takdir edilmek, sevilmek, ait olmak ya da kabullenmek gibi herkesin derin özlemleri vardır. Benim asıl dikkatimi çeken fikri ise, sayısız insan arasından tek bir kişiyi kendimize eş ya da sevgili olarak seçiyoruz. O partnerde bizi çeken ise aslında özlemini çektiğimiz hissin, onun tarafından doyurulması.
   Mesela küçük bir kız çocuğu hayal edin. Hep ağabeyinin gölgesi altında kalmış, başarıları hiç takdir edilmemiş ve var olduğunu gösterememiş bir kız çocuk. Büyüdüğünde en çok çektiği özlem, fark edilmek ve başarılarının takdir edilmesi olacaktır. Kendisine destekleyici bir koca seçmesi siz de çok olası değil mi? Babasından göremediği takdiri her daim yanında olup onun farkında olacak bir eş seçecektir.
   Satir, öz'den bahseder. Hepimiz birbirine benzeyen, nefes alıp veren, düşünen ve hisseden bir insan topluluğuyuz. Bizi farklı kılan hayatı algılama biçimimiz, beklentilerimiz ve düşünce biçimimiz. Ancak her şeyin ötesinde, bizi biz yapan özümüzdür. Kendi potansiyelimizi fark etme çabası, içimizdeki gücü keşfe yolculuğu ve kendi yaşam enerjimize ulaşıp dengede kalabilmek.

"We must not allow other people's limited perceptions to define us."

18 Temmuz 2018 Çarşamba

Kuş Bakışı

"Yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi" -Bach
  Martılara her zaman imrenmişimdir. Doğanın sopranosu olmasalar da belli bir statü sahibi oldukları aşikar. Aksi takdirde nasıl kendi halinde takılan güvercinlerden, kuş toplumu tarafından pek sevilmeyen kargalara dek hepsine gür sesiyle hükmetsin? Martıların egosunu hep yüksek görmüşümdür. Kendi olduğu yerde baka bir kuşa fırsat tanımaz, insan ırkından kopardığı en ufak kırıntıyı bile paylaşmaz. Biraz da narsist bir tarafları var bence. Vapurların yanında nasıl da uçarlar, her bir insanın hayranlık dolu bakışları altında. N'apsınlar, onlar da beğenildiklerini hissediyorlardır. Ne bir şirin serçe ne de evcimen bir güvercin yarışabilir onların kendinden emin uçuşuna. Ondan mıdır acaba kargalar fabllarda aptal tasvir edilirken martılara en ikonik kahraman Jonathan'ı vermiş edebiyatımız. 
  Bu kendinden emin, hür ve zarif yaratıkların tek sevdasıdır özgür semalarda kanat çırpmak. Bir kuş, yalnızca balık avlamak ve sürüde bir iz olmak için mi vardır? Bir martı, yalnızca uçmak ve daha ötesine uçak için mi var olmuştur? Hepimiz umutsuzca bir anlam arayışındayız, martıların var oluşu tek bir sözcükle sınırlanabilir mi?
  Bana sorarsanız bu hür ruhlar da bir anlam arayışındalar; bizim anlayamadığımız bir farkındalık düzeyinde. Bir yavru, dünyaya geldiği zaman öğrenmesi gerekir kendi kanatlarının işlevini. İlk önce dener, daha sonra hata yapar, biraz daha hata yapar. Düşer, kalkar, gene düşer. Kanatlar, kendisini göğe taşımadan yere atar. Ondan sonra keşfeder; kendi içindeki özgür ruh ancak kanatlarla hayat bulur. Gökyüzünün tonlarını keşfeder, rüzgarın tüylerinden geçişini hisseder, suyun dokusunu fark eder. Ve en sonunda, özgürlüğün tuzlu tadını alır. Bir martı, esir olamaz. Esaret yoktur kaderinde. Kanatlarını var gücüyle çırpmak, havalanmak ve kuş bakışı altında akan yaşama bakmaktır onun özgürlüğü.
   Bir martı koyun ruhunuza. Öğrensin, çeşit çeşit deneyimi. Keşfetsin, her bir duyguyu. Ve özgürlüğe uçsun, hayatın uçsuz bucaksız semalarında.