30 Aralık 2014 Salı

Yeni Yıla Bir Adım:)

  Ve bir seneyi daha ardımızda bıraktık; parlak bir iz olarak.. Geçen sene bu zamanlar çok üzülüyordum 2013'ten ayrılacağım için; hayatımın en güzel senesini nasıl olur da öylece bırakabilirdim? Ve yepyeni bir seneye daha nasıl cesurca adım atabilirdim? Fakat her senenin kendine has sürprizleri vardır ve bu yüzden heyecanlıdır aslında. Yepyeni anılar ve deneyimler, ve tabii ki yeni başlangıçların zamanıdır yılın ilk günü. Ve bir kez daha cesurca gülümsemektir; bu sene öbüründen de güzel olsun diye düşünerek..
  Hayal etmektir; gerçekleşmemiş olanlar gerçek olsun diye..
  Cesur olmaktır; doğru kararlar ve yeni seçimler için..
  Gülümsemektir; hayata karşı; pervasızca ve umursamazca..
  Çılgın olmaktır; herkese ve her şeye karşı.
  Ve yüzünü gökyüzüne kaldırmak ve bağırmaktır: Yaşamak budur işte diye!

Kederlere ve pişmanlıklara bir nokta,
Sevinçlere virgüller koymaktır..
  
   Yeni yıl, herkese gökyüzünden neşe yağdırsın umarım:)

Senenin son şarkısı da bu tatlı düet olsun..:)




 

24 Aralık 2014 Çarşamba

Antika Dükkanında Bir Dev

   Kendinizi hiç antika dükkanında bir dev gibi hissettiğiniz oldu mu? Demek istediğim, aslında her şeyin çok güzel ancak bir o kadar da kırılgan olduğu, tek bir hareketinizle bile herhangi bir şeyin kırılacağı bir dükkan..
    Etrafım çok sevdiğim, ışık saçan, pek değerli antikalarla dolu sanki.. Hepsine büyülenmiş bir şekilde bakıyorum, hepsi birbirinden güzel.. Hiçbirine katiyen zarar vermek istemiyorum; aksine daha da parlamalarını sağlamak istiyorum. Ama ben bir devim, ufacık bir hareketim bile herhangi bir şeyin kırılmasına ve elimden kaymasına yetebilir.. Kollarımı gövdeme yaklaştırıyorum, hislerimi de kalbime.. Ve en önemlisi, pervasız sözcüklerimi içimdeki zindanlara kapatıyorum.. Ne zaman biri hapisten kaçsa minik çaplı bir kaosa neden oluyor..
    Bazen öyle bir ruh haline girersiniz ki, sanki dört duvar üzerinize kapanıyor. Ne onları itebilir, ne de bir kaçış yolu bulabilirsiniz.. Çaresizlik kadar amansız, acımasız, korkunç bir duygu var mıdır acaba. Sanki sizi bir noktaya kadar getiren ne duygu varsa; sevgi, saygı, nefret, kin, özlem, umut, hepsi çaresizliğin açtığı kara delikte yok oluyor. Ne kadar çırpınırsanız o kadar dibe batacağınız bir bataklık gibidir bu his. Derinlere battıkça gözlerinizin önünden kısa anlar geçer: Bembeyaz, göz alıcı bir ışık, ışığın içinde muhteşem bir antika dükkanı ve gülümsemenizi sağlayan küçük anılar. Ve daha derinlere battıkça ışık zayıflar ve zayıflar.. Antika dükkanı soluklaşır, gördüğünüz son görüntü kırık parçalardır. Her yer ve her şey, kırıklarla dolu. Etrafta hayal kırıkları mı var yoksa? Elinizi uzatırsınız, düşen her bir parçayı yakalamaya çalışırsınız, kurtarmayı ve kurtulmayı dilerseniz. Elinizi derin suların içinde gökyüzüne uzatır; okyanusa dönüşen bataklığa bakarsınız son defa. O da ne? Okyanusun masmavi sularında yüzlerce, binlerce parlayan küçük ışık parçacıkları var.. Her taraf ışık parçacıklarıyla çepeçevre. Ve birden anlarsınız; etraf antikaların kırık cam parçacıklarıyla dolu..

         

13 Aralık 2014 Cumartesi

Haftasonu Müziği


       Oh my God I see how everything is torn in the river deep
             And I don't know why I go the way
                  Down by the riverside

AGNES OBEL - RIVERSIDE

11 Aralık 2014 Perşembe

Bağlanmayacaksın...

    Ben daha küçükken okumuştu babam bu dizeleri.. Dünü dünde bırak, yarını yarın düşün.. Bugün sadece "şimdi"yi yaşa... 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin
kalacakmış
gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...


                                                        Can Yücel

27 Kasım 2014 Perşembe

Kum Fırtınası


  Ve aradan bir ay geçmiş.. Parmak uçlarım klavyenin soğuk temasını özlemiş, kulaklarım tuşlara basınca çıkan sese hasret..
  Birileri kum saatini ters mi çeviriyor, yoksa daha mı hızlı dökülüyor kum taneleri? Benim saatimde kum fırtınası çıkmış sanki, zaman ne zaman hızlı akıp ne zaman yavaşlayacağını şaşmış.. Tek şaşkın olan zaman mı, yoksa benim ruhum da mı yolunu şaşırmış?
   Zamanın çok hızlı geçmesini istediğimizde onun nazlı nazlı aktığını hepimiz bilmez miyiz? Belki de o zamanın geçmesine hazır değilizdir. Belki de kum fırtınasının sonunda umduğumuz gibi bir hayal yoktur? Ya da bu tarz karamsar düşünceler oluşturuyordur o fırtınayı.. Hepimiz kum saatine hapsolan tutsaklarız aslında, ne bir kaçış yolu var ne de bir kurtuluş ümidi.. O zaman yapılması gereken tek şey, o fırtınanın bir parçası olmaktır..
    Bir kum tanesi kadar özgür, huzurlu ve nereye uçacağının derdinde değil, yalnızca uçmanın verdiği keyifte olmak...

26 Ekim 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

 Mükemmel bir yorum daha.. Tek düşünebildiğim, "O kadar güzel ki..."
Lindsey Stirling'i tanıyorsanız, The Piano Guys ile Mission İmpossible klibini izlemenizi tavsiye ederim :)

20 Ekim 2014 Pazartesi

Haftasonu Muzigi

  Belki bu sarkiyi cogunuz biliyordur, neden bilmem bu ara yeni tarzlar deneme tutkumu rap'e yönelttim... Eminem, hep adini duydugum ve bazi sarkilarini birkac kez üstünkörü dinledigim bir sanatci.. Ancak bu sarki bana heyecan veriyor; hatta biraz da cesaret...

"Müzigin sana ne hissettirdiginden korkma,
 Sana neler yaptirabileceginden kork..."


19 Ekim 2014 Pazar

Kararsizlar Gari

Gecmise özlem duyuyorum;
Gelecege ise merak...
Ne zaman şimdiyi yasamak bu denli zor oldu?

Kararsizlar garindayim sanirim... Karar veremeyenler, secim trenini kaciranlar ve dusunceli sessizlik.. 

Siyahla beyaza büründü hayat..

       Sirtinda gitariyla bir cocuk, kulakligiyla dolasan bir genc ve endiseli bakislarini bos raylara dikmis bir kiz.. tum sesler kesilmis; ne simitcinin sesi kalmis ne de bir kosede akordiyonun huzurlu sesi.. Siyah kuslar yavas cekimde ucuyor, uyusukluk kapli bir manzara.. ve sonunda tren geliyor sabahin ilk isiklarinda.. Bambaska hayatlar iniyor ve uykulu ruhlar biniyor. Ve bir kez daha, gunaydin sana simdi!

17 Ekim 2014 Cuma

Saatli Bomba

  "Yıldızlara dokunamazsınız ama karanlık günlerde onlar size yol gösterirler."
                                                                                    Ahmet Şerif İzgören

        Çok çalışıyoruz, çok yoruluyoruz, emek harcıyoruz, kendimizi harcıyoruz bu amansız yolda.. Hiç bitmeyecek gibi, hiç dinmeyecek gibi.. Çok sıkılıyoruz, bunalıyoruz, psikolojimizi harap eden bir sınav ve stres denizinde boğulan milyonlar.. Gençliğimizi katledip bizi birer robot yapan, telefonlarımızdan not defterlerimize her yerde Büyük Sınav'dan geriye sayım yapan sayaçlar takılıyor.. Her telefonda sanki saatli bomba gibi saniyelerin saatlere ve saatlerin günlere, aylara, mevsimlere dönüştüğü sayaçlar.. Dersanelerde en sert kahvenizi verin lütfen diye başlayan sözler ve mor gözler, uykuyu özler.. Daha yolun başı diyenler ve bir taraftan sona geldik sonaaa diye haykıran stres kurbanları.. Nereye baksam bana acıyan gözler, sanki ölüme gidiyorum. Anlayış bolluğu yaşıyorum hiç yaşamadığım kadar.. Ama empatinin bile kolları uzanmıyor biz gençlerin sıcak yüreklerine.. Daha doğrusu matematik problemleriyle buz kesen yürekler bunlar.. Eğlenmeye ve neşeye özlem salmış; onlarca yaş yaşlanmış yürekler.. Ah, benim de bir sayacım var merak etmeyin; ben yaza gün sayıyorum, bombam yaza patlayacak! Ama içinden huzur fışkıracak...

11 Ekim 2014 Cumartesi

Haftasonu Müziği

  Harika bir yorum, kesinlikle dinlemelisiniz! Müzik kendini ifade etmek için her zaman kelimelere ihtiyaç duymaz; onun kendine has bir dili vardır.. Her bir nota Müziğin kelimeleridir.. Öyle bir şeydir ki herkes farklı yorumlar bu sözleri, bazısı hiç duyamazken bazıları kendinden geçer; duyguların selinde kaybolur.. Tek yapmanız gereken; size ne söylediğini dinlemektir. Bırakın; Müzik konuşsun...

2 Ekim 2014 Perşembe

En Yüce Sözcük

“Her insan cennete gitmeyi hayal eder, ancak kimse ölmeyi istemez.”

       Ölüm… Her insanda farklı anlamlar kazanan bir sözcük… Gecenin en siyah renginden de kara, çaresizlik kokan, korku salan bir sözcük… Bazılarının en büyük korkusuyken, bazılarının kurtuluşa duyduğu özlemdir… Hayatını “yaşayanlar” için kitabın son sayfası, hayatını yaşamayı dileyenlerin ilk sayfası.. Bir çoğunun sorunlardan ve ıstıraptan, hüzün ve acıdan kurtuluş hayalleriyle süslüdür bu sözcük.. En cesur yürek bile korkuyla titrer, en korkaklar arzuyla bekler.. Öylesine güçlüdür ki beyazları siyaha bürür, tek bir ruhu alırken ardından onlarca ruhu hüzne boğar.. Umudun bittiği andır tanımı. Etkisi bazen ömür boyu sürer..
      Ve tabi ki sevgi vardır.. Ölümü asil kılan sözcük budur işte. Sevgi olmadan ölüm nedir ki? Kuru bir sözcüktür belki de. Ona güç katandır Sevgi. Ölüm’ün ardında bıraktığı her gözyaşının ve her yasın, her hüznün, mezarda kuruyan her çiçeğin sorumlusudur. Sevgi’nin ışığını Ölüm bile söndüremez: Hayatlarından koparılan ruhlar, sevgiden asla kopamazlar. Ardında bırakan sadık sevenleri tarafından unutulmazlar.

      Zıtlıkların uyumu gibidir bu iki sözcük. İkisi de her zaman var olmuş ve olacak iki dalıdır hayat ağacının. Ölüm bir ruh alır, Sevgi yüzlercesini ağlatır.. Göz kamaştıran ışığıyla sevgi, her ölümü unutulmaz kılan, sözlükteki en yüce sözcüktür..

23 Eylül 2014 Salı

Haftasonu Müziği


Eski zamanlardan bir rüzgar esti bu güzel müzikle..
Keyifli dinlemeler dilerim sizlere...

13 Eylül 2014 Cumartesi

Ve Bir Müzik Kaydı Karanlık Gökyüzünde

    Ve bir yıldız kaydı bu müzik eşliğinde..
Gece laciverte boyanmıştı; parlak bir laciverte.. Yıldızlar tüm ihtişamıyla gökyüzüne saçılmıştı..
Bir kız o sırada bir binanın en yüksek noktasında; bir terasta yatıyordu. Yerler soğuk ve rahatsızdı; ancak onun umurunda bile değildi bunlar. O; buz gibi yerde yatıp, gökyüzündeki sanat eserini izliyordu.. Yüzünde hayranlıkla oluşmuş bir yarım gülümseme, kalbinde belirsiz bir mutluluk ve hayallerin tatlı sarhoşluğu ile..
    Ve bir yıldız daha kaydı bu müzik eşliğinde..
Bir dilek diledi.
Masum bir dilek.
Gözlerini kapattı; hayallere daldı. Müzik yükseldikçe, içindeki heyecan da yükseliyordu. Bir kez daha müziğin onu kontrol etmesine izin verebilir miydi? Duygularını daha yoğun yaşamaya ve kelimelerle tarif edilemez bir mutluluğa ulaşmaya? Müziğin büyüsüne kapılmıştı. Artık onu kulaklarıyla duymuyordu; tüm ruhuyla hissediyordu.
    Ve birden gözlerini açtı.
Artık o; terasta yatmıyordu.
Artık o; yıldızların arasındaydı..
Her yer ve her şey yıldızlardı sanki. Parlak. Göz alıcı.
O; sonsuzluğa ulaşmıştı.
   
     Ve bir müzik kaydı gecenin içinde.. Ardında beyaz ve parlak izini bırakarak.. Hiç bir yıldızın parlak olamayacağı bir şekilde.. Hayaller, düşler ve dileklerle kaplı bir müzikti bu.. Sonsuzluğa kayıyordu..

10 Eylül 2014 Çarşamba

Sana Küstüm Ben Sevgili Güneş

  Sana küstüm ben sevgili Güneş.
Gerçekten küstüm.
   Çocukça, biliyorum.
Küsmek, çok saçma ve gereksiz bir eylem bence.
   Sevdiklerinle güzel anılar yaratabilecekken,
Neden küser ki insan?
    Anlamıyorum.
Ama sana küstüm ben.
   Çok parlak, çok sıcaksın.
Gösteriş meraklısısın.
    Ama en çokta ne biliyor musun,
Bencilsin sen bencil.
    Neden biraz bulutların ardına saklanıp,
Sahneyi yağmura bırakmıyorsun?

   Özledim, sevgili Güneş.
Islatmayı ve ıslanmayı.
    Çamurlu ayakkabıları.
Yüzümü gökyüzüne çevirip,
    Gözlerimi yağmurla doldurmayı özledim...

    Kahvenin şekere duyduğu özlem gibi,
Toprağın yıkanmaya ihtiyaç duyduğu gibi,
     Yaprakların sarıyı imrenmesi gibi
Kitapların yağmurda, bir kahveyle okunmak istemesi gibi,
     Özledim seni Yağmur.

9 Eylül 2014 Salı

Haftasonu Müziği

   Joy FM'in sunduğu bir güzel parça daha.. Daha önce Passenger dinlemediyseniz, şimdi Spotify'ı açıp dinlemenin tam zamanı! Etrafına müzikleriyle hüzün, neşe ve şirinlik yayan bir sanatçı.. :))


4 Eylül 2014 Perşembe

Tek Bir Söz

Bazen;
Üzgünsündür..
Yalnız hissedersin..
Kimsenin seni anlayamayacağını düşünürsün..
Sanki tek bir bulut vardır; tüm yağmurlar senin başına akıyordur..
Eski fotoğraflar, hüzünlü müzikler, kendi hüzün dolu dünyanda tek başına bırakır seni..
Müzik bile kendini iyi hissetmeni sağlamıyorsa; o yalnızlığı çekip alamıyorsa kötü bir hastalık sana bulaşmıştır..
Kimseyle konuşmak istemez,
Onların yaşamının sana bulaşmasından korkar,
Mutluluğun ışığından saklanır,
Korkunun ve hüznün gölgelerine sığınırsın.
Tek bir mesaj,
Dostundan gelecek olan,
Hiç umulmadık bir etki yaratır belki de.
Sadece tek bir söz..
Gözlerin dolar, kalbin sıkışır..
Ancak imkansızı başarmış; yüzüne biraz gülümseme getirmiştir..
Yağmur sonrası gökkuşağı adeta..
Ne bir soru, ne bir yargı ne de boş vaatler...
Huzurlu bir kelime..
Güven verici.
Ve işte o söz:
"Yanındayım."

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Ağustos Karıncası

  Ne yazık ki zorlu, sıkıcı ve işkenceden farksız bir sene beni ve milyonlarca genci bekliyor.. Önce bateri kursumu bıraktım, sonra yazmayı ve en son da uykuya sırt çevirdim.. Test kitapları üst üste dizilip yavaş yavaş sonu bitmeyen bir gökdeleni oluştururken, hiç bir şekilde kendimi enerjik hissettirmeyen kahveler dostlarım oldu.
  Daha yazın bitmesine bir hafta var; ancak yaz benim için uzun zaman önce bitti. Matematik kitabını açtığım an sert bir kış rüzgarı yüzümü yaladı. Ürperdim. Saatler problemlerin arasında yavaş yavaş öldü sanki.. Daha her şeyin başlangıcı olmasına rağmen çok genç var benimle aynı durumu yaşayan. Bazıları ailenin yüz karası, bazıları son umut kırıntısı.. Doktorların içinde bir tembel ve başarısız bir ailenin son umudu yanyana oturuyor bir köşede. Bir tarafta ne bir üniversite hayali kurmuş ne de geleceğinin tek bir köşesini bulmuş çocuklar.. Ve gününü gün eden, gülüşen ağustos böcekleri. Ben kesinlikle bir karınca değilim; tıpkı bir ağustos böceği olmadığım gibi. Ağustos karıncasıyımdır belki de. Şimdi çalışır çalışır, sınavlara girer çıkar ve güneş yüzü görene kadar çalışırım; dayanabildiğim kadar.
  Ah, ah! Benim pembe dünyamda ne adaletli ve ne harika eğitim sistemleri vardı halbuki. Parolamız "Gençlik bir kere yaşanır!" idi. Yazlarını ve kışların bir kısmını güzel geçirip, kara kışta bir düzene uyacak; öyle çalışacaktık. Dersane-Okul-Ev üçlemesi ve araya sıkıştırılmış bir gram uykunun sağlığa zarar olduğunu düşünüyorum ben. Sadece bedene de değil, ruhum da birkaç yaşı atladı sanki.
  Ancak pembe dünyamı şimdilik kendime saklamam gerek. Tabi bu pozitif olmama engel değil. Hayalimizdeki gelecek için, üniversite için, meslek için ve en çokta hayatın en parlak dönemi olan "gençlik" için çalışıyorum. Logaritmalar ve Yazım Kuralları gençliğimi güzel geçirmemi sağlayacaksa, sıradaki durak Cilalı Taş Devri!

Haftasonu Müziği

Çok sevimli bir müzik daha.. Kahvenizin yanınızda olduğundan emin olun :)

15 Ağustos 2014 Cuma

Bir Parça Şiir

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kiymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
W.SHAKESPEARE

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Haftasonu Müziği

Joy FM'i seviyorum çünkü bana yeni müzikler kazandırdığı gibi unuttuğum harika müzikleri de hatırlatıyor ..

7 Ağustos 2014 Perşembe

İtaly Top 5 Memory

1. Venedik'te güzelim San Marco Meydanı'nda kollarımı açıp yürüyordum. İlk bir kumru geldi sağ koluma. Selam ufaklık. Bir tane de omzuma kondu. Sol avcumda bir miktar mısır, birden hepsi doluştu sol elime. Bir tane de başıma kondu; yuva mı sandı yavrucak acaba. Mısırlar bitti, dostlukları bitmedi. Hepsi uçtu, biri kaldı. Omzumdaki ile gezdik meydanı. Vedalaştık ve ayrıldık birbirimizden. Hoşçakal sevgili kumru.
2. Lucca'da cumartesi gecesi. Harika bir konser var, bileti yok. Arkada özel bir alan bulduk; biletsiz kalan, müziksever turistlerle dolmuş. Kendimizi onların arasında sıkışıp, müziği dinlemeye çalışırken bulduk. Aniden bir şey oldu; gök gürledi ve tüm yağmurunu üzerimize boşalttı! Oradan oraya koşuşturan turistler, lokantalara sığınan çinliler, binaların duvarlarına yapışan Avrupalılar... Yalnızca ben ve arkadaşım kalana dek tüm alan boşaldı birden. Tek hızını kesmeyen şey, konser oldu. Ve birden, müzik sihrini kullandı. Yağmurda dansetmeye başladım. Arkadaşım da bana katıldı. Ve dansettik, ve kahkaha attık, ve etrafımda döndüm. Kollarımı gökyüzüne uzatıp etrafımda dönerken, etrafım yağmur ve müzikle kaplandı. Oradan oraya gülerek koşarken, bir tarafa sığınmış turistler de gülerek bizi izliyor; hatta bazıları videomuzu çekiyordu. Bir tanesinin ritim tutuğunu bile gördüm. Ve bir kez daha çok sevdiğim iki şey birlik oldu; içime tatlı bir mutluluk doldurdu. Yağmur ve Müzik. Always and Forever.
3. Toscana'nın küçük kasabalarından küçük bir otelindeyim. Tüm gün yağmur yağdığından gezmeye fırsat bulamamışız. Otelin bana bir sürprizi var; bir piano. Görür görmez yüzümde güller açtı. Bir tuşa basmamla çıkan nota, küçük otelde yankılandı. Bir nota daha, ve bir tane daha... Birden şefimiz Luigi duyup geldi yanıma. İngilizce ve italyanca karışık övgüler ve devam etmemi isteyen sesini duydum. Uzun zamandır çalmadığım müzikler, parmaklarımdan dökülürken Luigi personelleri başıma çağırmasın mı! O heyecanla hatalar yaptım, ancak umursamadılar. Böylece küçük otelin her bir çalışanına acemi bir konser vermiş oldum. Sanatın kalbinde sanat yaptım!
4. Siena Katedrali... Anıdan ziyade güzelliği betimlemektir bu.. Her bir deseninde ayrı bir ayrıntı, her ayrıntısında farklı bir şahaser.. Heykellerin donuk gözleri hüzünlü bakışlarla süzüyor bizi... Kükreyen bir aslan, sanatçının sihriyle taş kesilmiş sanki.. Tüm heykeller, eskiden canlı kanlı insanların büyüyle taşlaşıp heykelleşmesine benziyor.. Hayalgücüm, çok güzel hikayeler yaratabilir bu görkemden.. İçi de dışı kadar kusursuz olan bu yer, kalbimde derin iz bırakıyor.
5. Montepulciano adlı bir kasabaya geldiğimizde, buranın New Moon filminin çekildiği yer olduğunu öğreniyorum. Eskiden izlediğim filmin son sahnesini hatıralayıp, arkadaşla eğlence için yeniden çekiyoruz sahneyi. Sahnede geçen kapıya gidip, karakterlerin yaptılarını yaparken çok eğleniyoruz. Sonradan çektiğimiz video ile filmin o sahnesini karşılaştırdığım bir film hazırlıyorum. Efsane filmim ile Oscar bile kazanabilirim bence :D

Kumru Dostlarım


Konsere Gelen Grup : The National


22 Temmuz 2014 Salı

Haftasonu Müziği

  İtalya'ya gitmeden önce son paylaştığım şarkı bu olsun istedim, iyi dinlemeler :))

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Geçmiş Kokan Kitaplar

   Geçenlerde Kadıköy'e gittim. Güneş batarken bir cafede kahvelerimizi içiyorduk. Gökyüzü ardında harika bir tablo bırakırken, Kadıköy sokaklarında yürümeye başladık. Devasa bir kitapçı gördüm; en yeniler, çoksatanlar, konularına göre sıra sıra dizilmiş kitaplarıyla insan kalabalığına boğulmuş; ışıl ışıl bir kitapçı. Ve hemen alt sokağında bir sahafa girdim. O sahafa girdiğim an hissettiğim duygu tarif edilemez. İlk başta küçük bir dükkan gibi görünüyordu. Her yıldan, benden belki yüzlerce yaş büyük, kitap gibi kitaplar vardı. Dükkanda biraz yürüdük, dünya tatlısı yaşlı bir adam güleryüzle bizi karşıladı. Dükkanın sonunda bir asansör vardı; ancak o modern araçlar gelmesin aklınıza. Bu eski fakat çok tatlı bir asansördü. İçine girdik, dört duvarı da posterlerle, yazılarla, plakalarla ve bu tip şeylerle süslenmişti. Daha asansörü tam inceleyemeden kocaman bir odaya geldik. Ben hayatımda bu kadar kitap gördüğümü hatırlamam. Bir sürü dolap vardı; raflarından kitap fışkıran. Gizlice bir kaç kitabı koklama fırsatı buldum; geçmiş kokuyorlardı... Keşke daha çok zamanım olsaydı, o zaman hiç bir kitap elimden kaçamazdı. Tüm gece yeni dostlarımın arasında oturup olabildiğince fazla satırda kaybolurdum. Her kitabın bir hikayesi vardır; anlattığı konudan bahsetmiyorum. O sahafa nasıl geldikleriyle ilgili hikayeler bunlar. Sayfaları yırtılacakmış gibi görünen bir kitaba bakıyorum. Belki de sen eskidiğin için bir çöp kutusuna atılmışındır, belki de bu tatlı adam seni kurtarmıştır. Pembesi solmuş bir kitap var karşımda... Küçük kız çocukları senden sıkılıp gıcır gıcır kitaplar almak için mi seni buraya verdi acaba? Yere oturduğumda tavanlara kadar uzanan kitapları görüyorum, yüzümde bir tebessüm kalbimde bir neşe... Bir süre sonra asansörle yeniden aşağı iniyorum, ancak bu büyülü yer düşündüğümden de büyük.. Depoya inen merdivenlerden inerken, aslında aşağıda bir depo değil, yeraltı cenneti olduğunu görüyorum. Belki yüzlerce kitap, bu yeraltı cennetinde yeni sahiplerini bekliyor.. Ne yazık ki zamanımız kısıtlı, bu yüzden ancak bir kaç tanesini kurtarma fırsatımız oluyor. Ancak bir şeyden eminsem, bu büyülü sahafa bir kere daha ayak basacağım ve belki tüm günü yeni dostlarımla geçireceğim.
   Kadıköy elbette yalnız sahafların yeri değil. Gençlerin, genç ruhlu insanların, dans ve müzik seslerinin yükseldiği bir yer. Belki de İstanbul'un en güzel yerlerinden biri... Sokak çalgıcıları, kenarda oturup gülüşen gençleri, bir sürü ilginç eşya satan dükkanları, leziz restoranları ve çok daha fazlasıyla tam bir Avrupa mekanı. Kesinlikle herkesin bir gecesini geçirmesi gereken bir yer. Çok ilginçtir ki, hem "eski"yi hem de "yeni"yi fazlasıyla hissedebildiğiniz bir yer burası...

13 Temmuz 2014 Pazar

Haftasonu Müziği


   Tesadüfen harika müzikler keşfetmek kadar var mı hoş bir şey :)

8 Temmuz 2014 Salı

Haftasonu Müziği

  Kesinlikle ön yargılı olmamak lazım. Bu şarkıya bayılıyorum, sanatçısına bir bakayım dedim, hiçte insanların sevdiği ya da beğendiği gibi süper bir yakışıklı değildi. Ancak önemli olan görünüşünün değil, sesinin fena derece yakışıklı olmasıydı bence. Belki de birçok kişi ilk resmine baksaydı, dalga geçer ya da şarkısını dinlemeye bile yanaşmazdı. Onlara çok yazık, çünkü gerçekten çok harika bir müzik :)

Yedilere Saygı Lütfen

  Ve kısa bir aradan sonra yeniden merhaba sosyal medya..
Genelde her yazımda geçen (ups, anlatım bozukluğu yaptım galiba, teşekkürler ygs) "hayal" kelimesini yeniden kullanacağım sanırım.. Küçükken hayallerimiz Disneyland'a gitmek, bir pegasus almak, yaz tatillerinin sonsuza kadar sürmesi-hala devam eder her öğrenci için- ya da Perihan teyzeyle tanışmak gibi pembe düşlerdi.. Erkekler, bu hayaller sizi kapsamıyor kabul ediyorum, şahsen benim erkek kardeşimin araba yarışçısı olmak, x-men takımına girmek ya da en çok güldüğüm şey olan şövalye olmak gibi düşleri vardı. Benim bir dostumla bir düşüm vardı ki uzun yılları kapsamıştı, küçük bir kızken başlayan düş lise yıllarında bile son bulmamıştı. Biz her zaman üniversiteye geçtiğimizde kendimize ait bir daire satın alacağımızı, odalarımızı posterlerle kaplayacağımızı, spagettiler yeyip küçükte bir köpek alacağımızı düşlemiştik. Öyle ki çöp atma sırası bile vardı aklımızda. Tabi o sıralar "üniversite" kavramı o derece uzak, uçsuz bucaksız ve yüksek bir hayaldi ki, bir gün o ana ulaşabileceğimizi pek düşünmemiştik sanırım. Ne kadar planlar yapsakta hep pegasus almak kadar imkansız bir hayaldi sanırım. Ve şimdiye dönelim.
Şimdi.
Dostum bu yıl üniversiteye başlayacak.
İşte o "uzak" zaman ne kadarda yakın, ne kadarda "şimdi"... Şimdi ancak bu hayalleri gülümseyerek hatırlıyoruz. Hep üniversiteye geçtiğimde kendimi büyük, yetişkin ya da o tarz bir insan olarak göreceğimi düşünmüştüm. Şimdi benim sıramın gelmesine bir sene var, ancak ben hala partiler veren, gezip tozan, büyük hayalleri olan, o geçmişteki kız gibi hissediyorum kendimi. O kızın büyümesi gerekmiyor muydu? Acaba büyümesine ben mi izin vermiyorum? Ve asıl soru, vermeli miyim? Ama öyle bir his ki gün gelecek mezun olacağım, anne olacağım, babaanne olacağım ancak o kız her zaman içimde olacak. Onu her zaman kalbimde taşıyacağım. Zaten ciddi suratlı, sert bakışlı insanları anlayamıyorum ben. Gerçekten annelerin karnından o bakışlarla doğduklarını düşünüyorum. Hiç gülmediklerini, o suratın gülümsemeyi bilmediğini ve çocukluğun ne olduğunu öğrenemeden büyüdüklerini düşünüyorum. Kim bilir, belki zorlu hayat şartlarıdır ama bilemiyorum, gerçekten zor yaşayıp kolay gülen insanlar da var bu dünyada. Benim babaannem yetmiş yaşında Avrupa'yı gezip Rihanna şarkılarında dans edebiliyorsa, neden biz yapamayalım ki? Yetmiş yaşında içimdeki yedi yaşındaki neşeli çocuğu, on yedi yaşındaki hayalperest genç kızı, yirmi yedi yaşındaki yetişkin mezunu, otuz yedi yaşında sevgi dolu anneyi ve kalan her "yedi"de enerjik bir "ben"i içimde barındırdığım zaman mutluyum.
   Yedilere Saygı Lütfen!

25 Haziran 2014 Çarşamba

Selam Sana "Keşke"

  Hayat bir barda blog yazmak kadar garip,
  Gece havuza atlamak kadar çılgın,
  Fiskiyelerin altında kahkaha atmak kadar ıslak,
  Yabancı bir köpeğin burnunu öpmek kadar tatlı,
  Erimiş dondurma kadar leziz,
  Geçmişle buluşmak kadar tatlı,
  Gelecek hakkında hayal kurmak kadar renkli,
  "Keşke o ana geri dönebilsem" kadar özlem taşar..

19 Haziran 2014 Perşembe

Evrenin Hikayesi

   Her şey gibi evren de büyük bir düzenin parçasıydı. Ya da evren "düzen"di ve her şey onun parçasıydı...
Evren, sonsuz krallıktan oluşan sonu belirsiz bir yerdi. Her güneş sistemi bir krallıktı ve yıldızlar kraldı. Bizim güneş sistemimizin büyük kralı Güneş idi. Bu büyük krallık, bölünmüş ve her bir parçası daha küçük krallara verilmişti. Her gezegen küçük bir kraldı. Bazıları daha güçlü, bazıları daha zayıftı. Ve tabii ki savaşlar vardı. Gök taşları düşmandı ve her an gezegenlere saldırıyorlardı. Daha güçlü olan kral Jupiter daha fazla korumaya ve askere sahipti. Uydular onu her daim koruyorlardı. Ve Dünya gibi daha zayıf krallar daha az korumaya sahipti. Ay, bizim tek askerimiz olmakla beraber işinde oldukça başarılıydı. Her şeye rağmen krallıklar bir düzen içinde yaşıyordu.
  Büyük imparator Güneş sayesinde "yaşam" vardı. Jüpiter gibi büyük bir kral ya da Satürn kadar güzel bir kraliçe değildik, ancak hepsinden daha değerli bir hediye bahşedilmişti bize : Yaşam. Dünya, yeşiliyle mavisiyle her türden canlısıyla diğer krallar tarafından kıskanılan bir yerdi. Güzellik ve ihtişamıyla en büyük ikinci orduya sahip sahip Satürn'ün bile ilgisini çekiyorduk. Ve bu krallıkta bir gezegen daha vardı ki, tüm kralların küçümsediği ve sevmediği, hatta baş kaldırışından sonra krallık unvanının bile alındığı bir gezegen: Pluton. Pluton'un hüzünlü bir hikayesi vardı aslında: O, askerine aşık olmuştu. Diğer gezegenler uydularından kat be kat büyükken, Pluton uydusundan yalnızca iki kat büyüktü. Onları "kral ve asker" olarak değil, kral ve kraliçe olarak görünüyordu ki bu çok yanlıştı. Çünkü bir kral ve asker asla birbirlerini sevemezlerdi. Öyle ki sonunda diğer krallar birlikte aldıkları bir kararla onun "kral" unvanını aldılar. Plüton, taş gibi kalbiyle ve diğer gezegenlerden daha yatık olmasıyla dışlandı ve büyük krallığın en uzak noktasına sürgün edildi. Çoğu yaşlı yıldızın anlatımına göre pluton genç bir kralken Güneş'in en sevdiği gezegenlerden biriymiş ve ona çok yakınmış. Ancak sürgününden sonra krallığın en uzak noktasında, "cüce gezegen" sıfatıyla yaşamına devam etti.
    Plutonun baş kaldırışından etkilenen başka gezegenler de vardı. Satürn'den sonra en güzel ikinci kraliçe olan Venüs, Pluton'un sürgününden çok etkilenmiş ve üzülmüş; o günden sonra isyan ederek ters yöne dönmeye başlamıştı. Akıntının ters yönüne ilerleyen iki damlaydı onlar... Ancak Venüs o kadar güzeldi ki ve o kadar parlaktı ki Güneş onu sürgün edemedi. Bu krallıkta bir düzen vardı, peki ya adalet? Evren tarihinde bir çok büyük İmparator'un dayanamayıp intihar ettiğini ve patladığını, ardından da koca bir kara delik bıraktığı bilinmekteydi. Tüm kralların korkulu rüyasıydı bu kara delikler. O yüzden herkes İmparator ile iyi geçinir, onun verdiği kararlara uymak zorunda kalırdı.
   İşte böyle bir hikayesi vardı Evren'in. Büyük gizemleriyle, açıklanamayan olaylarıyla, uzun tarihiyle sonsuzluğun merkeziydi. İçinde sayısız krallık, büyük İmparatorlar, küçük krallar, askerler, düşmanlar ve düzenden sıkılmış düzensizler vardı. Kural tanımazlar... Büyük aşklar... Yıkım dolu patlamalar... Bir gün kendi krallığını kurma hayaliyle yaşayan genç yıldızlar... Her ne olursa olsun Evren görsel bir şölendi, bir sanat eseriydi. Her varlık, kendi rengiyle boyuyordu bu tabloyu. Peki Evren bir tabloysa, geriye tek bir soru kalıyordu:
   Ressam kimdi?

13 Haziran 2014 Cuma

Haftasonu Müziği

 Bugün için erken haftasonu müzikleri paylaşmak istiyorum! Sonuçta artık YAZDAYIZ!!! Yani güneş kremi kokan ve enerji fışkıran müziklerle yazın kapısını aralıyoruz! Hadi bakalım, test kitapları dolaplara mayolar ortaya!

11 Haziran 2014 Çarşamba

Zehirli Bir Lolipop

   Gün geçtikçe sosyal paylaşım siteleri mi artıyor, ben mi geriye gidiyorum merak ediyorum :D Facebooklar, twitterlar, instagramlar, tumblrlar... whatsapplar, snapchatlar, vinelar ve şu an aklıma gelmeyen siteler ve uygulamalar.. O kadar çok var ki. Her gün birinden sen şuna üye misin, sen de bu var mı, ay beni ekle ay şunu hackle, yok followla yok vinela... AAaaaa diye bağırmak istiyorum, ne takipmiş arkadaş! Şu gündeme uyalım diyom, bi gün tumblr öbür gün snap bilmem ne açıyoz açıyoz öbür gün yığınla daha da çok geliyo.. Hangisini indirsem, şu ekle dedi bu takibe aldı şunda fotom varmış bu arkamdan laf etmiş, valla  bu internet öyle bi şey ki geçen arkadaşa gittim, baktım sağında solunda gitarı pianosu, internet başında oturmuş gitar oyunları oynuyo! Vay dedim, sen hayırdır?! Al dedim şu gitarı, iki tıngırlat bi kaç gerçek müzik kırıntısı duyalım. Yok dedi, o eski moda. Şimdi herkes böyle çalıyo gitarları. Allah allah, ne zamandır gitar klavyedeki oklarla , mouse'taki sağ tıklarla çalınıyomuş, haberim yok. Gayba ben cidden eski kafalıyım. Ya da 17 yaşlık bedenin içine sıkışmış 80ler kızıyım.
    İnsanlar var; sosyal sitelerde görseniz zilyon tane arkadaşı, fotoları ve alıntı sözleriyle ün salmış adeta. Ancak ne gariptir ki okulda, dışarda görseniz utangaç ve sessiz, yalnız ve kapanık. Bu durumu iyiye de çekebiliriz kötüye de... En azından sanal alemde cesur ve özgüveni tavan yapmış bir kişiliksin, gerçek hayattaki yalnızlığını sanal yaşamınla dolduruyorsun. Eh, bir yönden olumludur belki. Ama gün gelir, sanal yaşamın çöker, gelip geçici ünün bir cam gibi başında kırılır. Belki ayağa kalkarsın; utangaçlığını delip geçer ve sanal özgüvenini gerçeğe taşırsın. Belki de daha da kapatırsın kendini dünyaya.
     İnsanlar var; dışarda yüzüne güler, dostunmuş gibi davranır, omzunda ağlar, yanında gülersin. Fakat nedendir bilinmez, sanal aleme geçer ve senin tüm acından ve tüm sırlarından faydalanır, tek tek paylaşır hepsini. Böyle bir şeyi neden yapar ki bir insan? Dost yüzlü düşmansan. Zehirli bir lolipop gibisin bazen . Hepimiz bir şekilde tadıyoruz, bazılarımız daha çok. Hani çok şbeker ye çok kilo al hesabı. Bazı insanlar gerçekten çok şişman, kimse yeterince zayıf değil. En azından arada sırada tadına bakıyorsak, yine de zehirli sayılır mıyız? Belki de en başından lolipopa zehir katan bizizdir...

2 Haziran 2014 Pazartesi

Gezgin Bir Damla

 Yağmurlu Hayaller... Adına yakışır bir gece daha...

Öyle bir kükredi ki gök, yer yerinden oynadı.. Şimşekler geceyi gündüze çeviriyor anlık zamanlarda, yağmur hızını arttırıyor kıyasıya yarışta.
Bir köpek gördüm,
Üşümüş ve korkmuş,
Islak.
Bir ağaç gördüm,
Ne endamı kalmış ne de görkemi,
Düşmüş, sonsuz uykuda.
Bir yıldız gördüm.
Şimşek parladığında,
Umursamaz tavırlı.
Bir bisiklet gördüm,
Su birikintileriyle boğuşuyor,
Hızlı mı hızlı.
Ve bir şemsiye gördüm,
Başıboş, yolunu kaybetmiş..
Sularda yüzüyor, hedefi yok.
Rüzgarla uçuyor, hayalperest sanki biraz.
Ve özgür.
   Bir kız oturuyor pencerenin kenarında. Kucağında kitabı, üstünde kazağı. Gözlerini yummuş karanlığa, gülümsemiş yağmura. Biraz mutluymuş biraz hüzünlü. Gök gürlemiş; korku salmış. Şimşek parlamış karanlıkta; umudu göstermiş. Biraz yağmur, bir tutam neşe. Birleşmişler, tek bir vücut olmuşlar. Pencerenin kenarındaki kız olmuşlar. Kah gök gürlermiş kızın içinde, kah yüzünden damla damla yağmur akmış. Ama gün gelirmiş; şimşek parlar, bulutlar çekilir ve kalp tüm görkemiyle yeniden ışık yayarmış çevresine. Ve birden uyanırmış kız. Kitabı yere düşmüş, rüyalar uçuşmuş. Etrafa bakmış şaşkınca, sonra penceresini açmış. Uzatmış elini yıldızların kaybolduğu gökyüzüne. Ve parmağının ucuna bir damla konmuş; gezgin bir damla. Bir süre birbirlerine gülümsemişler. Ve bir hikaye daha son bulmuş alevi tüten odada. Mumun alevine üflemiş rüzgar, uykuyu çağırmış yağmurlar ve hayaller yeniden zihne kaymış; sonsuzluğa ve ötesine...

1 Haziran 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

Tek kelimeyle harika! Tüm enstrümanlar, bir kez daha kendilerine hayran bırakıyorlar..

25 Mayıs 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

 Bi en sevdiğimde bi müzik ararken bambaşka bi müzikle tanışmak, iyi dost olmak ve kulaklığımla dinlediğim seslere yeni bi tane daha eklemek :)

- Joshua Radin - Beautiful Day - 

22 Mayıs 2014 Perşembe

Kalbimdeki Düğme

  Affetmek bir erdemdir, peki ya görmezden gelmek? Belki de "affetmek", "görmezden gelmek"in süslenmiş halidir. Birini sevdiğinde, o üzülmemesin diye daha ne kadar içten kırılman gerekir? Ve daha da ötesi, senin gösterdiğin değerin ufacık bi parçasını da ondan beklemek bencillik midir?
 Kafamda deli sorular, deli gibi dolaşırlar.. Birilerini tuttum mu, diğerleri elimden kaçarlar.. Basit gibi gözüken sorunlar, içine daldın mı yolunu kaybettiğin labirentlere dönerler.. En acısı da, çıkışa ışık tutan kişinin, seni karanlığa boğan kişinin de ta kendisi olmasıdır.
 Varsayımlar, farzedelimler, tahminler... Kesinliğin kaybolduğu, belirsizlik sisiyle kaplı bulanık hayatlar.. Bir yol seçersin, yolun nereye varacağını bilmeden, seyrek bir heyecanla.
  Birini çok iyi tanıdığını sanırsın. Gün gelir; şartlar, zamanlar, yerler ve kişiler değişir; her koşulda gözlerindeki bakışta gelişir ve değişir.
   İnsanlar değişir mi? Yoksa zaman geçtikçe yeni özellikler kazanıp eskiyenlerden kurtulurlar mı? Belki de insan gerçekten de bir makinadır sevgili La Mettrie, ancak senin anladığınla benimki çok farklı kapıları aralıyor. Benim açtığım kapı, şöyle düşüncelere açılıyor ki; İnsan, diğerlerinden etkilendiği ölçüde kendinde değişiklik yapma ihtiyacı hisseder. Eğer onun duygu ayarını bozarsanız, ağlamanın ve duyguları dışarı vurmanın kötü bir şey olduğunu öğretirseniz, duygu düğmesini de kapatmış olursunuz. Bazı insanlar vardır ki, bir insanda olabilecek en büyük değişimleri sağlarlar. Açılması en zor, kapanması da bir o kadar kolay bir düğmedir bu. Yalnız herkesin erişebileceği bir yerde değildir, çünkü bu düğme insanın kalbinde atar. Yalnızca özel kişilerin dokunabileceği bu düğme, "sevgi"nin açma-kapama tuşudur. Sevmek ve sevilmek, bir insanda olması gereken en büyük iki özellikken, zamanla ya körelirler ya da büyürler. Tabi birilerini değiştirmeye çalışmak, ne kadar iyi bir şeydir tartışılır. Sonuçta "I am What I am" kadar güzel bir söz , birini olduğu kişi için sevmek kadar güzel bir aşk, düğmelerle oynamayıp kendi ışığı için sevmek kadar güzel bir şey var mı? Tamam, belki birilerinin kalbine dokunabilecek kadar yakınsanız, o açma tuşuna basmanızda sorun yoktur. Yalnız unutmayın ki, saf bir ışıkla dolan o kalp, sizin ihanetinizle karardığı an, o düğme geri dönülemez bir şekilde kapanacaktır. 
  Kimsenin o düğmeyi kapatmasına izin vermemeniz dileğiyle;
Y.H
  

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Küçük Bir Şiir

YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER 

Yavaş yavaş ölürler 
Seyahat etmeyenler. 
Yavaş yavaş ölürler 
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, 
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar. 

Yavaş yavaş ölürler 
Alışkanlıklarına esir olanlar, 
Her gün aynı yolları yürüyenler, 
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, 
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler, 
Bir yabancı ile konuşmayanlar. 

Yavaş yavaş ölürler 
Heyecanlardan kaçınanlar, 
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar. 

Yavaş yavaş ölürler 
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler, 
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar, 
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar. 

Pablo Neruda 


Haftasonu Müziği

Dry your smoke-stung eyes

So you can see the light

You're staring at the sky

Watching stars collide


18 Mayıs 2014 Pazar

Beyaz Kömür

Bir çocuğun yüzündeki yaş damlası, bir babanın yüzündeki kömür karası, bir adamın içindeki kötülük belası... Yüz, iki yüz, üç yüz derken sayılarla beraber hüzünler de artıyor, bir yıldız daha karanlıkta ışığını kaybediyor..
Çaresiz umutlar, sönmeye yüz tutmuş..
Izdırap dolu bekleyişler, tanıdık yüzler arayan bekleyiş dolu gözler...
Tüm Türkiye nefeslerini tuttu, tüm kalpleriyle sizin yanınızda..
Hepimiz toprak kokan, isli meleklerin huzura kavuşmasını diliyoruz. Onlar çok daha iyi bir yerdeler artık..
Haksızlık, adaletsizlik ve çamura bulanmış gerçeklikten koptular onlar, ışıkla parlıyorlar..
Kalplerimiz sizlerle sevgili Soma halkı. Acınız acımızdır..



11 Mayıs 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

 Ah Dido.. Tüm güzel yolculuklar senle başlar, senle biter.. Seyahatin son gecesi, yıldızlar gelişigüzel serpilmiş simsiyah geceye.. Bir kolumu dostumun omzuna atmışım, aileler gülüşüyor.. Daha küçüğüz, ancak bu seyahatler ömür boyu beraber yapacaklarımızın başı.. Arabayı çekmişiz sakin yolun kenarına, açmışız arabaların kapısını, radyodan son ses Dido'nun güzelim sesi yükseliyor. Şimdilerde bu müthiş anıların videolarını her izlediğimizde bir ahhh çekiyoruz, keşke o ana geri dönebilsek. Yüzümüzdeki gülümseleri kaydedip tekrar tekrar izleyebilsek. Dido'nun sesini her duyduğumda gülümserim; seyahat anıları, dostlarımla geçirdiğim unutulmaz anları hatırlar, hatta bazen rüzgarı yüzümde hissederim. Özgürlük hissini ender veren sanatçılardan biridir kendisi. Keşfedilmemiş bir elmas madeni gibidir, sesiyle büyülenir, hüzünleri silkeleyerek atarsınız üzerinizden. Çünkü o, gizli mutlulukların sesidir.

En güzel iki müziği.. Keyifle dinleyin, dinledikçe keyiflenin..

28 Nisan 2014 Pazartesi

Yağmurlu toprak kokusu.

  Sessiz bir akşam.. Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor.. Acaba bulutlar ellerindeki bardaklardan mı boşaltıyorlar, yoksa sadece gözyaşlarını mı döküyorlar? Belki de onların hüzünleri yağıyor; toprağa, yaprağa, okyanusa.. Bir göz yaşı damlası, bir bitkiye can mı veriyor? Gökyüzünden yaşam mı damlıyor? Camlardan nazlı nazlı süzülüyorlar, öylesine narin öylesine güzel..
  Karanlıkta bir sokak lambası.. Başıboş, yapayalnız, ıslak bir lamba. Üşümüş, üşütmüş.. Işığı zayıf, ışığında dans eden yağmur damlalarıyla güzel. Gökyüzünde kara kara bulutlar, kaşlarını çatmışlar. Kızgın yüzler, fırtınanın temsilcisi. Gökyüzünde bir savaş; bulutların ve doğanın harpı.. Bulutlar kaşlarını çattıkça şimşekler de çakıyor, üzüldükçe sağanaklar yağıyor, ve bir bulut ötekine saldırırken gök gürlüyor, yıkıyor ortalığı.. Gökyüzündeki savaş, toprağa yansımış. Fırtınada dans ediyor çamlar, meşeler, çınarlar.. Rüzgar şarkı söylüyor tiz sesiyle, yapraklar uçuyor esintiyle.. Denizlerde dalgalar yarışlar veriyor, kim daha büyük yarışı.. İnsanın kibri denize mi yansımış, denizin kararlılığı insana mı yansımış? Doğa anne uyuyor sonbaharda, elbisesini değiştiriyor. Ağaçlar yapraklarını döküyor, uyuyan güzellere dönüyor.. Üzerlerine bembeyaz örtülerini çekmişler mışıl mışıl uyuyorlar.. Soğuk onların neyine? Onlar şimdi hayaller aleminde. Yazı düşlüyorlar, renkli cümbüşü hayal ediyorlar. Birbirinden güzel çiçekleriyle, doğa ananın elbisesini oluşturacaklar. Güneş, gökyüzündeki kavgaya son verecek. Güneş gören bulutlar, içindeki şeytanı çıkaracak, beyaz meleklere bürünecekler. Uykulu göl, üzerindeki sisi atacak, gerinecek ve yeni bir mevsime merhaba diyecek. Ve doğa, tüm ihtişamıyla, tüm canlılığıyla yeniden dünyanın kılıfı. Küçücük bir damla, özgürlükten mest olmuş, düşüyor tenime. Parmağımdaki nimete bakıyorum, acaba seni kıskananlar var mıdır? Özgür ve büyüleyici. Yüzümü kaldırıyorum, gözlerimi yumuyorum. Doğa yeniden orkestrasını almış konser veriyor. Rüzgar soprano, bulutlar alto. Etraf Doğa ananın parfümü kokuyor; yağmurdan yıkanmış, toprak kokusunu sürünmüş. Küçük, küçücük bir an. Kendimi oraya ait hissediyorum; doğanın minik bir parçası. Küçük bir yağmur damlası kadar özgür, havada usulca süzülen bir yaprak kadar mutlu...

25 Nisan 2014 Cuma

Bir yılı devirdik tatlı yabancı.

 Ve bir yılı doldurduk.. Kocaman, kabına sığmayan, hüznüyle neşesiyle, hayaliyle ve kırıklarıyla, inanılmaz tesadüfleriyle ve bir kaç veda, üç beş tane "Selam, tanıştığımıza memnun oldum." sözüyle.. Çok çabaladık, çok hayal kurduk, çok düştük.. Her düştüğümüzde kalkmasını bildik. Pes etmeden, yılmadan, engellere güçlü bir tekme savurduk. En büyük dostumuz kulaklığımız ve artık yer kalmayan günlüklerimiz oldu. Bizi gülümseten şarkılar, yerini ağlatanlara bıraktı.. Bazen hiç umursamadık, çocuklar gibi attık kendimizi yeşilin en güzel tonlarına. Yattık çimenlere, yumduk gözlerimizi. Güneş tenimizi ısıttı, yıldızlar göz kırptı. Tatlı dilekler diledik, masum dedikodular ve ilginç insanlara ilginç şakalar yaptık; şakalarımızla zihinlere kazındık, ödevlere konu olduk. Tek parmağımızda ojeler, kulağımızda elma küpeleriyle dolaştık. Lüks sokaklarda, marka kadınların arasında eşofmanlarla dolaştık, Lennon abi ile fotolar çekildik, küçücük odalarda çift kişilik partiler verdik.. Üzüldük, gözlerimiz ıslandı, en büyük ilacı sunduk birbirimize: Anlayış dolu bir sarılma. Biraz dondurma. Battaniye ve peluşlarımızı alıp ziyarete gittik, hüznümüzü paylaşmaya.. Sınavlar arasında, tebeşir kaplı ellerle, karışık tost tadında geçirdik yılımızı. Bazen farklı kişilerle aynı yerlere gittik, bazen aynı kişilerle farklı yerlerde buluştuk. Her karakterden insanı tanıştırdık; ressamıyla, doktoruyla, zekisiyle, tatlısıysa, rockerıyla, izmiriyle, istanbuluyla, eskisiyle, yenisiyle, particisiyle, gezginiyle, zencisiyle, penfriendiyle, tatlı şeytanıyla, beyaz meleğiyle, güleniyle, fenerlisiyle, uyumlusuyla, uyumsuzuyla her cinsten kişiyi birbirine bağladık.. Her renkten kattık, her yeri rengarenk yaptık. Sıkıldık, bunaladık, saatin tik taklarını sayarken baterist olduk, satranç şampiyonu çıkardık, hope'u yerde ararken gökte bulduk, .japonuyla fransızı karşılaştırdık, kek yaptık, sosunu kendimiz yedik.. Etraf çikolata kaplı, kaçırılan servisli, mavi woswoslu, minik havlamalarla doldu. Fotoğrafları yırttık, yırttıkça yerine yenilerini getirdik. Kelimelerimiz zihnimizden taştı, ağzımızdan döküldü. Bedelini ödediysekte tatmin olduk. Kelimelere kelepçe takmadık. Düşüncelerin kafesini açtık, onları özgür bıraktık.
  Ve bir yıl oldu işte.. Bu blogu açarken, kafese tıktığım düşünceleri tanımadığım kişilerle paylaşmayı düşünmüştüm. Ruh halimden kopan müzikleri, ani kararları, değişik düşünceleri, bulutlu hayalleri yazdım. Twitter'da tehlikleli düşünce savaşları, Facebook'ta fotoğraf yarışları ve Whatsapp durum kavgalarından uzak kendime küçük bir dünya açtım. Gözlerden ırak, saklı bir bahçe..
  Ve düşündüm.. Belki çok uzakta, çok farklı bir yaşamda, birbirimize yabancı iki kişiyizdir. Tek bir yazıma bile bakıp gülümsediysen, birbirimize artık yabancı değiliz :) Tek söylemek istediğim şey:
"Selam, tanıştığımıza memnun oldum tatlı yabancı."


6 Nisan 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

 Klasik müzik denilince akla ilk "sıkıcı" kelimesi gelmesi ne kötü.. Halbuki bence çok güzel klasik müzikler var. Ne yani, bir insan hem metallica dinleyip hem de mozart çalamaz mı :) Tamam, belki biraz ilginç olur ama olmayacak bir şey değil. Bu sefer en sevdiğim klasik müziği paylaşıyorum: Debussy'nin incisi Claire de Lune. Keyifli dinlemeler :)

5 Nisan 2014 Cumartesi

Yolda Olmak

 Uzak diye bir şey var mıdır? Sonuca ulaşmak bu kadar önemli midir? Yolun bitmesini gerçekten ister miyiz, yoksa sadece sabırsızlığımızın kurbanı mıyız?
   Bazı anlar vardır ki nereye gittiğinin bir önemi yoktur. Sadece yolda olmak istersin. Arkadaki boş koltuğa oturursun. Başını cama yaslarsın. Kulaklığını takarsın. Derin bir nefes alırsın ve başlarsın hayal kurmaya.. Aradan ne kadar zaman geçti bilmezsin, dalgın gözlerle insanları izlerken.. Otobüsten inerler ve çıkarlar. Otururlar ve kalkarlar. Konuşurlar ve susarlar. Kendi sorunlarının çizdiği sınırlar içerisinde yolculuğa devam ederler. Saçlarına ak düşmüş insanların yolculuğunun daha kısa süreceğini düşünürsün. Belki iki durak, belki de beş durakları kalmıştır. Bazen hayalet gibidir otobüsler, büyük bir sessizliğin yuttuğu bir yolda. Bir çocuk çığlığı deler geçer sisli sessizliği. Bazen gözlerini kaparsın, kulaklarını asla. Müzik, beynini uyuşturur. Ve sıra senin durağına geldiğinde, herkes gibi inersin. Yürürsün. Bi kahve? Her zamankinden. Kısa bir sohbet daha. Tabi müzik listende başka bir şarkıya geçersen hayatının direksiyonunu da çevirmiş olursun. Bir "Of monsters and man" çalsa neşeyle inersin o basamaklardan. Ve yürürsün kaldırımlarda. Yerde iki yaşlı teyze vardır, her zamanki yerinde. Yeşil biberler, taze fasulyeler ve sebzeleriyle. Gülümseyip, başını sallarsın. Az ileride yaya geçidinde sıra bekleyen insanlar.. yarışın içine karışmış arabalar.. yeşilde takıl kalmış ışıklar.. arabaların içinden süzülerek karşıya geçerken aksiyon filminde gibi hissedersin kendini. Başın bir ileri bir geri .. tempo bir yüksek bir alçak.. Ve hedefi gördüğün hüzünlü ana geliriz işte. Çünkü sen ulaşmayı sevmezsin, sen yolda olmayı seversin. Nereden kalktığın, nereye gittiğin ve aradan geçen saatlerin bir önemi yoktur. İster Afrika ister Amerika ver elini Çatalca.. Beylikdüzü..Kadıköy..
 Minik bir hayal. Bir gün havaalanına gidin, bir bilet alın ve uçağa binin. Nereye gittiğinizi bilmeyin. Bilete bakmayın. Ve ayağınız yabancı topraklara bastığında, bilinmezliğin tadına varın. Planları bir kenara atın, programların üstünü çizin. Ve kendinizi bir gizeme, sürprizli bir bilinmezliğin kollarına bırakın. Hayat, küçük sürprizler ve şaşırtıcı gizemlerle güzeldir çünkü.

1 Nisan 2014 Salı

Haftasonu Müziği

Aslında son bir haftadır dinlediğim başka bir şarkı vardı, onu paylaşacaktım. Ancak son anda bir arkadaşımdan kopardığım bu parça şu an daha doğru geldi. Belki de geçirdiğimiz kasvetli haftasonundan sonra mutlu bir parça çalmak yanlış gelmiştir sadece. Ygs belası mı desek, "öbür" şeyler mi bilemedim.. Gerçekten belirleyici bir haftaydı. Tüm bir sene çalışıp emeğinin karşılığını iki saatlik bir sınavla ölçüldüğü bu yerde, maalesef hüzünler neşeden çok olacaktır. Bazıları vardır ki en vahim yerden büyük başarıyla çıkarlar, bazıları en mükemmel yerlerden alınlarında başarısızlık yazan sonuçlarla çıkarlar ve bir tane daha tür vardır ki, o da bence en kötüsüdür: Çalıştığının karşılığını alamayan mağdurlar. Sen bir sene odandan dersaneye, dersane sınıflarından okul koridorlarına ve özel hocalardan formül kaplı defterlere yorucu bir yolculuk yap, sonra şansızlıkların pençesine düş ve en büyük düşmanının kolları seni sarsın: Umutsuzluk. Ancak, daha yolun bitmediğini ve o düşmandan kurtulabilecek olduğunu hatırlatmak için buradayız. Çünkü dostluk bunu gerektirir. Dost, alışveriş merkezinde paketlerini tutan değil, ağlayan yüzüne mendilleri tutan kişidir.

23 Mart 2014 Pazar

Haftasonu Müziği

 Lanetli aylara inanır mısınız? Sanırım ben inanıyorum. Ya da belki de eşitliğe inanıyorumdur. Hani son birkaç günün harika geçtiyse onun bedeli olarak birkaç günün de berbat geçme durumu. Şey, benim bir senem gerçekten çok harika geçmiş olabilir. O yüzden umarım bu konuda haksızımdır. Gerçi şu son aya bakıyorum da... Defterimden bir kağıdı vahşi bir şekilde yırtıp buruşturmak ve çöpe atıp üzerine kibrit atmak istemek gibi bu ayı yakmak istiyorum. Her neyse, bu kadar olumlu düşünce yeter bence. En iyisi laneti kaldırmak için küçük bir girişim, neşeli bir şarkı çalalım :)


16 Mart 2014 Pazar

Kiralık Katil Kelimeler

   İnsanlar genelde eskiciler ve yeniciler olarak ikiye ayrılır. Eski müzikler, eski gruplar, kitaplar, eserler, teknolojiden uzak daha sakin, ancak mutlu yıllarının özlemini çekerler. Diğerleriyse, yepyeni teknolojilerle donatılmış, elektronik müzik, eski kitapçıların yerini almış DR'larda "bestseller" raflarını süsleyen çıtır kitaplarıyla mutlu olduğunu iddia ederler. Açıkçası ben hangi grupta olduğumu bilemiyorum bazen. Çoğunlukla eskici bir insanım, müzik zevkim ve teknolojinin bu kadar insanlığı ele geçirmediği bir zamanda yaşamanın nasıl olduğunu hep merak ederim. Ancak, her ne kadar klasikleri okumayı sevsem de (kabul, bazıları oldukça sıkıcı ve asla hepsini bitiremeyeceğim:) Bestseller kitaplarından da kopamıyorum. Ve kim söyleyebilir ki kulaklık olmadan yaşayabileceğini? Düşünsenize, gri bir yaşama bakıyorsunuz. Sıradanlığı ve sıkıcılığı görüyorsunuz. Sonra birden kulaklığınızı takıyorsunuz ve BOM! Sanki önünüzdeki manzara 180 derece değişmiş! Hayır, abartmıyorum, aslında aynı yere bakıyorsunuz, yalnızca renkli görüntülerle donatılmış bu sefer. Daha önceden arabalar, trafiğin huzursuz sesi ve kalabalık insanlar vardı, şimdiyse kalabalık insanların içinden neşeli gençleri seçiyorsunuz, trafik kulağınızdaki müziğin arka planına itilmiş, ve hatta tüm bir yaşam tıpkı filmlerdeki gibi müziğin içinde düzenli bir şekilde akıyor. Ve siz bu düşüncelerle gülümserken, filmin sessiz kısımlarına denk gelmiş hüzünlü suratlar garip bir şekilde süzüyor.
Arabadan başını uzatmış küçük bir kız çocuğu size el sallıyor.. Siz de ona..
Ve sonra.. Kulaklığınızı çıkarıyorsunuz. Sanki bir klibin son saniyeleri gibi. Müzik bitiyor, hayat başlıyor.
Gün boyu yaşadığınız sorunlar, üzüntüler, öfkeler ve şanssızlıklar, bir kabın içine doluşuyor. O kabın içinde boğuluyor, nefes alamıyorsunuz. Halbuki daha önce bu denli dar bir kaba girmek zorunda kalmamıştınız, özgürdünüz.
Ve sorunlar artarken,
Ve yüzeye çıkamayacağınızı sandığınız, çaresizlik kaplı minik bir anda,
Işık derinlere vuruyor.
Işığı ip misali tutup yukarı çıkmak istiyorsunuz. Aniden içinize bir şüphe düşüyor. İpi size salan kim? Dost mu, bu kabı yaratan kişilerden biri mi? Öğrenmenin tek bir yolu var. Yüzünüze kararlı bir bakış satın alın, tek kullanımlık olanlardan. İpe sıkıca tutunun, ve yukarı çıkın.
 Hayatta bazı riskler vardır. Kimin elinizi tutacağını veya sizi bırakıp bırakmayacağınızı bilemezsiniz. Önünüzde iki seçenek vardır: Ya korkar, olduğunuz çukurda, karanlıkta, bilinmezlikte, acaba kelimelerinin istila ettiği bir ortamda yaşamınızı sürdürürsünüz. Bir kaç avuntu, dost olarak yanınızda kalır. En iyi dostunuz "En azından" ve "Zaten" dir. "Zaten o benim yanımda, gerisine ihtiyacım yok. En azından kavga etsek de barışırız, zamana bırakmak gerek." Fakat adım atacak gücü bulamayız. Eğer bir risk alırsak, küçük ve bazen de oldukça büyük, birilerinin karşısına geçip en önemli ve en rahatsızlık verici sözü söyleyebiliriz. Ve bu kelime, onların yüzüne kamçı gibi çarparken, tek kullanımlık kararlı bakışımızı yüzümüze yerleştirip gözlerine bakarız.
NEDEN?
 Görüyorsunuz ya, bazen kelimeler sizi mutlu eden içkiler gibidir, etkisi geçici fakat kuvvetlidir. Ancak çoğu zaman kiralık katil gibidirler, biri söyle umursamazsınız, ama "Biri" söyler, katilin bıçağı kalbinize sapladığı an gibidir o an. Bir kaç küçük kelime.. Sizi boğar, öldürür, gömer, ve birden yeniden canlandırır.

Kelimeler, paragrafa başladığın cümle ile bitirdiğin cümle arasındaki uçurumu belirginleştirir. :)

5 Mart 2014 Çarşamba

Notaların ve Kelimelerin Götürdüğü Yol

Müzik...
 Güneşin doğuşuna piyano tuşlarıyla eşlik etmek..
 Yağmurlu bir öğleyi gitar telleriyle yaşamak..
 Dolunayın aydınlattığı geceyi baterinin ritmiyle canlandırmak..
Fotoğraf...
  Çektiğin her karede kendinin bir yansımasını görmek,
  Doğanın en güzel yanlarını ölümsüzleştirmek,
  Sonsuz anılar nehrine katkıda bulunmak...
Film...
  Hayatının filmini yapmak,
  Anıları canlandırmak,
  Hayatının kontrolünü elinde tutmak, Yaratıcı olmak..
Yazı..
  Bırak, kendini kelimelerin ifade etsin..
  Söyleyemediğin her şey kelimelerde hayat bulsun..
  Hüznünü, sevincini, öfkeni mürekkebin paylaşsın..

Ve bu kadar sevdiğin iş varken, sen git doktor ya da mühendis ol. Sanat senin bir parçan olduğunda, neden sayısal zekam yok diye hayıflanacak mısın, yoksa sahip olduğun şeyin bir zayıflık değil bir hediye olduğunu fark edecek misin?
Ve gün gelecek, notalar sessizleşecek..
Anılar fanileşecek..
Renksiz film şeritleri birikecek..
Kelimeler tükenecek..
İşte.. Bir parçanı kaybettiğinde, hayatından renkler ve gülücükler tek tek silinirken, ve sen başkalarının istediği şeylere boyun eğdiğinde, içindeki ışığı söndürmüş olacaksın.
Ancak, daha yolun başı. Seçimlerin sırası. Yolunu iyi belirle, yüreğinin sesini dinle. Bırak, notalar ve kelimeler sana eşlik etsin. Yol, parlak bir ışıkla kaplı.. Peki, o yolu seçmeye cesaretin var mı?

3 Mart 2014 Pazartesi

Haftasonu Müziği

 Yeniden gerçekliğe hoşgeldin.
 Belki bu müzik biraz rahatlatır seni. Ya da rahatlatmaz. Belki de müziğin bile onaramayacağı şeyler vardır.
(Alaycı bir şekilde güldü.)
   Müziğin ölümü bile güzel kılabileceğini sanıyordum. Fakat kırık bir kalbi onarabilir mi? Hem de ikinci defa. Eğer bunu yaparsa, gerçekten sihre inanacağım.


1 Mart 2014 Cumartesi

Carpe Diem Tadında Şiirler

Şu ana kadar hiç şiir paylaşmadığımı fark ettim. O yüzden, en sevdiğim, benim için en güzel mesajı veren şiiri paylaşıyorum.

ANLAR  
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım 
ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım 
olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt 
almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  
ÖLÜYORUM...  

-Borges